SosyalBilgiDepoAnasayfaTakvimGaleriSSSAramaGiriş yapKayıt Ol
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» 2009-2010 YILI 8. SINIFLAR T.C. İNKILAP TARİHİ DERSİ BEP YILLIK PLANI
C.tesi 10 Kas. 2012, 12:07 tarafından atk111

» CUMA NAMAZI NASIL KILDIRILIR?
Paz 04 Eyl. 2011, 12:02 tarafından SBÖ

» liquid fish oil benefits
Salı 02 Ağus. 2011, 10:39 tarafından Misafir

» LALE, ALLAH'I SİMGELER NİÇİN?
Ptsi 04 Tem. 2011, 09:25 tarafından SBÖ

» SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENİN KADROYA GEÇİŞİ İÇİN İLGİLİ DİLEKÇE BURDA!
Salı 07 Haz. 2011, 06:25 tarafından SBÖ

» MÜFETTİŞLERİN İSTEDİĞİ ŞÖK TOPLANTISI TUTANAĞI ÇİZELGESİ 2009-2010
Çarş. 18 Mayıs 2011, 18:58 tarafından 06fatih06

» KAN TAHLİLİ YAPTIRDINIZ YORUMLAMASINI İSTİYORSUNUZ? BUYRUN!
Perş. 10 Mart 2011, 15:19 tarafından SBÖ

» OSMANLI PADİŞAHLARININ KABİRLERİNİN HANGİSİ, HANGİ İLİMİZDE Mİ?
C.tesi 05 Mart 2011, 15:51 tarafından SBÖ

» HZ. MUHAMMED (SAV) HAYATI - KRONOLOJİK OLARAK -
Salı 15 Şub. 2011, 00:19 tarafından SBÖ

» HZ. PEYGAMBERİMİZ DOĞDUĞUNDA MEYDANA GELEN MUCİZELER!
Salı 15 Şub. 2011, 00:05 tarafından SBÖ

» TÜRKLERDE VE OSMANLIDA ARMA GELENEĞİ
C.tesi 22 Ocak 2011, 12:22 tarafından merien

» YİNE DİZİ YOLUYLA TARİHİMİZE SALDIRI!-MUHTEŞEM YÜZYIL
Paz 09 Ocak 2011, 11:52 tarafından SBÖ

» ANADOLU LİSELERİNE ÖĞRETMEN ALIMI - 2010
Cuma 24 Ara. 2010, 13:25 tarafından SBÖ

» Coğrafya 9.Sınıf Harita Bilgisi-Sunular
Salı 02 Kas. 2010, 10:16 tarafından SBÖ

» sana geliyorum mevlana
Ptsi 25 Ekim 2010, 16:20 tarafından büşraavcıoğlu

» ÖĞRETMEN NOT DEFTERİ RESMEN KALDIRILDI!
Perş. 07 Ekim 2010, 08:10 tarafından SBÖ

» OKULLARIMIZDA OLMASI GEREKEN GÖRGÜ KURALLARINDAN BAZISI!
C.tesi 18 Eyl. 2010, 06:51 tarafından SBÖ

» MEMURLARA VERİLEN ÇOK ÖNEMLİ 58 SOSYAL HAK!
Ptsi 13 Eyl. 2010, 08:50 tarafından SBÖ

» OY KULLANMA KLAVUZU - RESİMLİ ANLATIMI
C.tesi 11 Eyl. 2010, 08:17 tarafından SBÖ

» MADDE MADDE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ - 2010
Çarş. 08 Eyl. 2010, 15:16 tarafından SBÖ

Seçme Makaleler

Paylaş | 
 

 ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
hüdavendigar

avatar

Yaş : 35
Nerelisiniz? : Teşkilat
Kayıt tarihi : 30/01/08
Mesaj Sayısı : 96
Puanlar : 11847

MesajKonu: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Ptsi 24 Mart 2008, 17:00

Not: Verilen haberler tamamen yorumsuzdur! Derli toplu olduğu için ilgili siteden alıntı yapılmıştır..
İlgili haber ikin yazının üzerine tıklamanız yeterli







Gizli Belge



























































Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:45


BAŞKA BİR KALEMDEN ERGENEKON DOSYASI - İSMET BERKAN-



İsmet Berkan'ın kaleminden Ergenekon'un Yakın Tarihi başlıklı çok önemli yazı dizisinin 1. bölümü..










Ergenekon'un yakın tarihi - 1

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, benim anladığım, bütün Cumhuriyet tarihinin en önemli soruşturmalarından birini yürütüyor. Halen bu soruşturma çerçevesinde 47 kişi tutuklu olarak çeşitli cezaevlerinde. Savcının iddianamesini yazarak davasını açması bekleniyor.

Daha önce Ergenekon konusunu defalarca yazdım, 'Büyük' ve 'Küçük' Ergenekon'lardan söz ettim. Kendimi tekrarlamak pahasına zaten sizin de bildiğinizi düşündüğüm birkaç konuyu hatırlatmak istiyorum.

Ergenekon denen örgütlenmenin geçmişini çok gerilere götürenler var, belki haklılar belki haksız ama bana göre bugün konuştuğumuz manada Ergenekon'un başladığı dönem 2001'in sonbaharı.

O sırada ülke ekonomik krizle boğuşmakta, Başbakan Bülent Ecevit yaşlılığı ve zaman zaman kelimeleri karıştırması nedeniyle eleştirilmekte. Bir grup emekli asker, hem de daha o 30 Ağustos'ta emekliye ayrılmış olan üst düzey asker, önce İstanbul iş dünyası ile temasa geçiyor. Önerdikleri şey şu: 'Bülent Ecevit yaşını ve sağlığını gerekçe gösterip çekilsin, yerini de yardımcısı Hüsamettin Özkan'a bıraksın.'

İş dünyasının temsilcileri bu öneriyi Bülent Ecevit'e değil, Hüsamettin Özkan'a iletiyorlar. Özkan, 'Ben bu öneriyi duymamış olayım' diyor, olayın üstü kapatılıyor.

Emekli komutanlar bunun üzerine Hüsamettin Özkan'la doğrudan temas kuruyorlar. Bodrum'daki orduevinde gerçekleşen görüşmede halen görevde olan bazı yüksek rütbeli askerler de bulunuyor ve teklif tekrar ediliyor. Özkan yine, 'Ben bunu duymamış olayım, ben böyle bir şeyi Sayın Ecevit'e söyleyemem, o önermedikçe kabul de edemem' diyor.
Bunun üzerine askerler, Çankaya Köşkü'nde yapılan bir resepsiyon sırasında Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'e bu temaslarını ayrıntılı biçimde anlatıyorlar.

Ertesi sabah Murat bunları bana aktarınca, ben 'Haberin iki kaynaktan teyidi' ilkesince Hüsamettin Özkan'a bunu sormasını söylüyorum. Murat, Özkan'ın yanına gidiyor, haberi doğrulatıyor ve bu arada fazlası oluyor, Özkan Murat'ı alıp Başbakan Ecevit'in yanına götürüyor ve Ecevit de askerlerin bu temaslarını ve tekliflerini bu yolla Murat'tan öğreniyor.
O dönemin genelkurmay başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun haberdar olmaması ihtimalinin yok denecek kadar az olduğu bu girişim, bana göre ilk 'darbe' girişimiydi.

Bu olay Ecevit'in çekilmek yerine daha çok koltuğu sahiplenmesini ve sonunda da Hüsamettin Özkan'ın partiden 90 kadar milletvekiliyle kopmasını tetikledi. Yani Ecevit ile Hüsamettin Özkan arasındaki mutlak güven ilişkisi orada bitti.

Ardından, yani Özkan'ın ayrılıp Şükrü Sina Gürel'in Ecevit'in sağ kolu olmasıyla Temmuz 2002'de, Başbakan Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'na, 'ABD önümüzdeki dönemde Irak'ta savaş yapacak, önemli olaylar yaşanacak, sizin Genelkurmay Başkanlığı sürenizi uzatalım' teklifinde bulunuyor.

Kıvrıkoğlu, bu uzatmanın yasa gerektireceğini, hükümetin böyle bir yasayı çıkarmaya muktedir olmadığını biliyor, teklifi kibarca reddediyor. Zaten Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de teklife sıcak bakmıyor.
Bunlar olmuyor ama Kıvrıkoğlu, bir sonraki dönemin komuta yapısını kendisi belirlemek istiyor ve Ecevit'e ve Cumhurbaşkanı Sezer'e, o sırada Kara Kuvvetleri Komutanı olarak Genelkurmay Başkanlığına hazırlanan Hilmi Özkök için 'Onu Genelkurmay Başkanı yapmayın' diyor. Sebebi sorulduğunda da, 'İrticaya karşı yumuşaktır' cevabını veriyor.
Cumhurbaşkanı Sezer bu teklifi kabul etmiyor, Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı kesinleşiyor.

Ama Kıvrıkoğlu, kendi yasal yetkisini kimseye danışmadan ve onay aramadan kullanıp boşalan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na teamül gereği 1. Ordu Komutanı Edip Başer'i değil emekli olmaya hazırlanan, hatta odasını toplayıp lojmanını boşaltan Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman'ı, Jandarma komutanlığına da Şener Eruygur'u öneriyor.
Hükümet bu emrivakilerden çok hoşlanmıyor ama bir seri emeklilik krizini engellemek için kararnameler son dakikada imzalanıyor. Cumhurbaşkanı da imzasını son ana bırakıyor.

İkinci darbe girişimi de bu.
Sırada üçüncü ve dördüncü ve beşinci ve altıncı ve sonuncu darbe girişimleri var ama bugünlük yerim doldu, yarın devam edelim.

changeTarget(document.getElementById("news_content"))


En son tarih sevdalısı tarafından Çarş. 02 Tem. 2008, 11:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:46

Ergenekon'un yakın tarihi - 2
Diyorum ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü Ergenekon soruşturması çok partili demokrasi tarihimizin en önemli suç soruşturmalarından biri olmaya aday.

Bu önemli soruşturmayı daha iyi kavramamız için de dünden itibaren bir 'yakın tarih' yazmaya başladım, 2001 ve 2002'de yaşanan iki 'darbe'yi anlattım.

Bunlardan ikincisi, 30 Ağustos 2002 günü, Genelkurmay Başkanlığı'na gelen Hilmi Özkök'ün çalışamaz hale getirilmesi amacıyla yapıldı, Kara Kuvvetleri'ne eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun teamül dışına çıkmasıyla Aytaç Yalman, Jandarma'ya ise Şener Eruygur komutan oldu.

Ve bu atamalardan kısa bir süre sonra, Kasım 2002'de Adalet ve Kalkınma Partisi seçimi kazanıp tek başına iktidar oldu. Sadece beş yıl önce Türkiye'yi askeri darbenin eşiğine getiren ve 'postmodern darbe'yle iktidardan indirilen siyasal islamcı akım, arada iki siyasi partisi de kapatıldığı halde, tek başına iktidara gelmişti.

Daha seçim gecesi gözler askerdeydi, acaba asker bu işe ne diyecekti? Genelkurmay Başkanı Özkök, 'Seçim sonuçlarına saygı göstermek gerektiği'ni söyleyerek tutumunu açıkladı. Bu açıklamayla birlikte de alt kademelerde ve emekli askerler arasında kazan kaynamaya başladı. Cumhuriyet gazetesinin meşhur 'Genç subaylar tedirgin' manşeti bu ortamda geldi, Emin Çölaşan gibi yazarların Genelkurmay Başkanı'nı 'yumuşak' olmakla eleştiren yazıları bu ortamda geldi.

Genelkurmay Başkanı, sırf bu 'Genç subaylar tedirgin' manşeti için basın toplantısı düzenlemek zorunda kaldı, 'Demokrat bir insanım, bu suç mu?' dedi!

Bu arada yıl 2003 olmuş, ABD Irak'ı işgal için Türkiye'den yardım istemiş, hükümet de onlara yardım vaat etmişti. Bu amaçla hazırlanan izin tezkeresinin Meclis'te oylanmasından bir gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Milliyet'ten Fikret Bila'ya isminin kullanılmadığı bir demeç verdi ve tezkereyi doğru bulmadığını söyledi. 3 Mart'ta tezkerenin reddinde bu demecin etkili olup olmadığı o gün bugün tartışılıyor.
Sadece bu da değil. O sırada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi adıyla anılan Kıbrıs çözüm planını açıklamış, Kıbrıslı tarafları bu plan üzerinde konuşmak için Hollanda'ya Lahey'e davet etmişti.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Ankara'da Başbakan Abdullah Gül'den, 'Sakın planı kategorik olarak reddetmeyin' diye talimat almış olmasına rağmen daha Lahey'e iner inmez 'Ben buraya Annan'a hayır cevabı vermeye geldim' dedi, görüşmeleri öldürdü. Denktaş bunu söylerken tek başına hareket etmiyordu, Ankara'da güvendiği dağlar vardı, onu teşvik edenler vardı.

Türkiye'nin seçilmiş hükümeti, kendi politikasını uygulayamamış, uygulatama-mıştı. Ankara'da birileri devreye girmiş, hükümetin açık talimatını uygulatmamıştı.

Üçüncü darbe buydu!
Bu darbe, Kıbrıs Rum kesiminin bütün adayı temsilen AB üyesi olmasının önünü açtı. Darbeyi planlayıp uygulayanlar açısından Rum kesiminin AB üyeliği bir 'kayıp' değil 'kazanç'tı, böylece Kıbrıs sorunu çözümsüzlüğe mahkûm kalıyor, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği ise neredeyse imkânsız kılınıyordu. Öyle ya, Rumlar Kıbrıs'ta Adanın geri kalanını anlaşarak değil Türklere boyun eğdirerek geri alma, Türkleri azınlık haline getirme hedefleri açısından büyük bir imkân elde edeceklerdi ve Türkiye'yi tavize zorlamak için hep AB içinde veto kartını kullanacaklardı. Türkiye de Kıbrıs'ta 'taviz' veremeyeceği için AB üyeliğinden vazgeçecekti.
Ankara'da hükümet kendi derdine düştüğü, lideri Recep Tayyip Erdoğan'ı Başbakan yapmaya kilitlendiği için ilk dönemde nasıl bir darbeye maruz kaldığını, kendi geleceğine nasıl bir ipotek konduğunu anlayamadı, kavrayamadı.

Sadece kendilerinin değil AB hedefini destekleyen bütün Türk milletinin bir darbeye maruz kaldığını anladıklarında ise daha sonra da yapacakları gibi 'yumuşak' davrandılar, bırakın bir adli soruşturma açmayı siyasi anlamda bile hesap sormadılar, Rauf Denktaş'a bu talimatı verip hükümetin arzusu hilafına davranışında ona arka çıkanları sergilemeye bile kalkışmadılar.
İlginçtir, dördüncü darbe yine Kıbrıs konusunda gelecek veya gelmeye kalkışacaktı. Üstelik bu, uzun yılların en ciddi darbe girişimi olacaktı. Ama bugünlerde esip kükreyen hükümet yine hiçbir şey yapmayacak, demokrasi mücadelesine falan kalkışmayacaktı bile.
Ama izin verirseniz onu da yarın yazayım.

changeTarget(document.getElementById("news_content"))
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:48

Ergenekon'un yakın tarihi - 3

Ergenekon soruşturmasından ümitle anlatmaya başladığım yakın dönem
'Ergenekon tarihi' dizisinin en heyecanlı bölümlerinden birini bugün yazacağım. Düne kadar üç tane seçilmiş ve parlamentodan onay almış sivil yönetime direnme, Türkiye'nin gekeceğine kendi kendine karar verme örneği, 'darbe' anlattım, bugün sıra dördüncü ve gerçekleşmeye en fazla yaklaşan darbeye sıra geldi.

2002 Aralık'ta Kopenhag'da yapılan Avrupa Birliği zirvesine büyük umutlarla giden ama adaylık için 2004 sonuna tarih alan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı işin kilidinin içeride Kopenhag Kriterleri ile ilgili demokratik reformları yapmak kadar Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokmakta olduğunu görmüştü.

Ve dün de anlattığım gibi 2003 Mart'ındaki büyük Kıbrıs fırsatı, hükümete rağmen kaçırılmış, kaçırtılmıştı. Ocak 2004'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bizzat ipleri eline aldı, önce Davos'ta kendisiyle gönülsüzce görüşen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, 'Kıbrıs çözüm planında sizin hakemliğinizi kabul ediyoruz' diyerek büyük ümit verdi. Annan Planı mezardan çıkmış, yeniden görüşme masasına gelmişti. Annan, Kıbrıs'ta tarafları New York'a davet etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ankara'nın baskısıyla heyetine seçimi kazanıp Başbakan olmuş olan Mehmet Ali Talat'ı da dahil etmek zorunda kaldı. Ama heyetin geri kalanı bildik eski Denktaş takımıydı. Denktaş bu kez havaalanında iner inmez 'Biz hayır cevabı vermeye geldik' diyemedi, çünkü Ankara'da aradığı desteği bir türlü tam bulamıyordu.

Onlar New York'tayken Ankara'da da garip şeyler oluyordu. İki kuvvet komutanı başta olmak üzere silahlı kuvvetlerin üst kademesi işadamlarından medya patronlarına kadar bir dizi yarı gizli görüşme yürütüyor, neredeyse açık açık 28 Şubatvari bir postmodern darbeye medya ve kamuoyu desteği aranıyordu.

Hatta bazı politikacı eskileri ortada 'İhtilalin başbakanı benim' diye dolaşıyor, daha da ilginci bu iki kuvvet komutanı gerçekten o politikacıyla görüşmüş, ondan bazı taleplerde bulunmuş oluyordu.

New York'taki Denktaş heyeti açısından en kritik şey, Annan'ın hakemliğini kabul etme meselesiydi. İş o noktaya gelene kadar Ankara'dan bir 'bildiri' çıkacağına kesin gözüyle bakıyordu Denktaş ve yakın çevresi. Ankara'dan beklenen bildiri ise bir türlü gelmiyordu. Sonunda Denktaş Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü aradı, aldığı cevap, 'Benim Anayasal olarak yapabileceğim bu kadar' şeklindeydi. Denktaş, iki kuvvet komutanının başarılı olamadığını, Hilmi Özkök'ü aşamadığını anlamıştı, o da yelkenleri suya indirdi.

Bu sırada iki kuvvet komutanını teşvik eden, 28 Şubat gibi değil 12 Eylül gibi doğrudan bir darbeye itekleyen çevreler de yok değildi. Daha önce hazırlanmış olan ve AKP hükümetinin devrilmesini öngören Sarıkız planı yerine doğrudan darbe isteniyordu şimdi. Bir komutanın bir ara hızını alamayıp etrafına 'Tarih beni yazar' dediği de duyulmuştu.

Tam bu karışıklıkların arasında, New York'ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre'nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptım. Görüştüğüm bakana askeri cepheden gelen dedikoduları aktardığımda o bakan 'Hepsini biliyoruz' dedi, hatta 'Sarıkız' kod adını da kullandı. 'Peki ne yapıyorsunuz?' dediğimde, 'Bekleyin, çok şey olacak' dedi, aradan dört yıl geçti, hâlâ bekliyoruz!

Bugün AKP hakkında açılan kapatma davasıyla Ergenekon soruşturması arasında bir ilişki kuruluyor, hatta ilk günlerde bu ilişkiyi hükümetin bazı üyeleri açıkça telaffuz da etti. Etti ama gerçekte bizim bildiğimiz kadarıyla Ergenekon soruşturması hâlâ daha mesela 2004'teki hareketli günlerin sorumlularına uzanmış değil.

O günlerle ilgili olarak dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen ve önce bir internet sitesinde, sonra gazetelerde ve son olarak da ayrıntılarıyla Nokta dergisinde yayımlanan günlüklerin gerçek olduğunun Ergenekon savcısı tarafından saptandığı söyleniyor. Yani savcı en azından günlüklere sahip ama o dönem bana bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip değil, o yüzden soruşturmanın gerçek darbe girişimine uzanması ihtimali çok yüksek değil.

Kaldı ki yarından sonra da anlatacağım, başka şeyler de oldu Türkiye'de ama hükümet elindeki soruşturma gücünü bu olanlar için hiç kullanmadı bildiğimiz kadarıyla, resmi kurumların kapısından hiç girilmedi. Öyle olunca da Ergenekon soruşturması bir vatansever görünümlü mafya ve kenardaki bazı hevesli aktörler soruşturması olmanın ötesinde bir şey vaat etmiyor şimdilik.

Yani, benim adlandırmamla 'Küçük' Ergenekon soruşturuluyor ama 'Büyük' Ergenekon'a dokunulup dokunulmayacağı hâlâ büyük bir meçhul.
Susurluk'u hatırlayın, bazı tetikçi ve hırsızlar yargılandı, ceza da aldı ama 'büyük plan'ı hazırlayan ve uygulayan, uygulatanlara kimse dokunmadı, dokunmaya teşebbüs dahi edilmedi.

Korkarım Ergenekon'da da aynı yoldayız.
İzninizle dizimize bir gün ara verelim, salıdan itibaren devam edelim.

changeTarget(document.getElementById("news_content"))
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:50

Ergenekon'un yakın tarihi - 4

Bir günlük aradan sonra dizimize geri dönelim. Bugün 'Ergenekon' adıyla andığımız, benim zaman zaman 'AKP gitsin de nasıl giderse gitsin örgütü' adını da kullandığım 'oluşum' açısından Kıbrıs sorununun, daha doğrusu Annan Planı'nın referanduma kadar gitmesi çok önemli bir dönüm noktası.
Pazar günü çıkan yazıda da anlatmaya çalıştım, dönemin iki kuvvet komutanı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşmek için New York'a giden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a önce 'Merak etme arkandayız' demişler ama sonra Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü aşamamış, bir anlamda yenilgiye uğramışlardı.

Bu yenilmişlik duygusu, özellikle bu komutanlardan birinde çok ciddi etkiler bıraktı. Bir yandan, yakın zamana kadar birlikte hareket ettiğini düşündüğü dostunu 'korkaklık'la suçluyor, bir yandan da
artık son aylarını geçirdiği kritik mevkinin imkânlarıyla geleceğe dönük planlamalar yapıyordu.

Daha Ocak 2004'ten itibaren yapılan ilk hareketlerin başında 'Vatan Haini Gazeteciler' listesi hazırlamak, Kıbrıs'ta çözümü ve Türkiye'nin AB üyeliğini savunmayı vatana ihanetle bir tutmak geliyordu. Bu, anlık bir duygusal tepkinin dışa vurumu değildi, özenle hazırlanmış bir psikolojik savaş taktiğiydi.

Hem iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmasını savunan, dolayısıyla demokratik standartların yükselmesini, insan haklarının hayata geçmesini, Batı yanlısı politikalar izlenmesini savunan başta gazeteciler olmak üzere sivil toplum örgütleri, iş dünyası temsilcileri, aydınlar vs. geniş bir kesim 'gayrı milli' veya 'vatan haini' ilan edilerek karşıt bir milliyetçi cephe yaratılıyordu.

Bizim Radikal'de 'Kızıl Elma Koalisyonu' adını taktığımız (Bu ismi koalisyon mensupları da derhal benimsedi) 'oluşum' işte tepede yapılan bu dikkatli ve özenli planlamanın, psikolojik savaş stratejisinin bir gereği olarak bir günde ortaya çıktı neredeyse.

Hepsinin de başında 2004 Ocak ayında darbe yapmayı çok istemiş bazı yüksek rütbeli cuntacı emekli subayların bulunduğu 'sivil' toplum örgütleri bu komutanın emekli olmazdan önce devlet imkânlarını kullanarak hazırladığı plan ve strateji sayesinde pıtrak gibi ortaya çıktı daha sonra.
Başta amaçlanan, 'Kızıl Elma Koalisyonu'nun genişlemesi, bütün anti-AKP güçlerin bu koalisyonda yer almasıydı. Zaten o sayede, özellikle taşrada mesela MHP'liler, CHP lideri Deniz ******'ı karşılamaya veya tam tersi CHP'liler Devlet Bahçeli'yi karşılayıp uğurlamaya vs. başladılar. ******çü Düşünce Derneği her yerde aktifti.

Ama kısa zamanda çözülmeler yaşandı. CHP ve MHP, kendileri dışında yazılmış bir senaryonun parçası olmak istemediler ve sessizce koalisyondan ayrıldılar. Giderek koalisyon ADD ve etrafındaki bazı marjinal gençlik örgütlerinden ibaret kaldı. Bugünse etkinlikleri neredeyse dibe vurmuş durumda.

Yine de hareket belli bir ivme almıştı ve Türkiye'nin en önemli güvenlik bürokratlarından birinin deyimiyle 'vatan kurtaran aslan'lar hareketin içinde önemli görevler edinmeye, legal görünümlü illegal örgütlenmelere gidilmeye başlanmıştı.

2004 Ağustosu'nda emekli olan o komutanın karargâhında hazırlanan plan bazı aksaklıklarla da olsa yürüyordu. Plan kabaca şuydu: 2004 Ocak ayında 'satılmış ve vatan haini medya' işbirliği yapmadığı için 28 Şubat vari bir post-modern darbe yapılamamış, AKP hükümeti devrilememişti ama bu kez medya dışarıdan kuşatılacak, komplekse kapılıp AKP karşıtı havaya girmesi sağlanacak ve bu arada geniş kitle desteği sağlanacak eylemler yapılarak önce medya, ardından hükümet üzerinde baskı kurulacaktı. Psikolojik savaş böyle planlanmıştı.

Önce Danıştay saldırısı yaşandı. Alparslan Aslan adlı bir saldırgan Danıştay binasında ölüm saçtı, sonra da yakalandı. Saldırgan, türbanı yasaklayan kararları nedeniyle eline silah almıştı, yani eylem 'laiklik karşıtı'ydı. Gerçi saldırgan son zamanlarda daha çok ulusalcı çevrelerle vakit geçirmiş biriydi ama olsun, geniş kitleler inanmak istediği şeye inandı. Geniş katılımlı cenaze töreni son yılların en büyük laiklik, yani hükümet karşıtı gösterisi oldu.

Oldu ama bundan daha büyüğü yoldaydı, Cumhuriyet Mitingleri geliyordu.
Mitinglerin başında ise, bütün bu planlamayı yapan eski komutan Şener Eruygur vardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:51

Ergenekon'un yakın tarihi - 5

Geçen yıl bugünleri hatırlayın... Önce Cumhuriyet gazetesinin bahçesine bomba atılmış, o patlamayınca birkaç gün sonra yine atılmış. Sonra Danıştay saldırısı olmuş. Yüz binler cenaze törenini hükümeti protesto gösterisine ve laiklik mitingine çevirmiş, Başbakan yuhalanmış, Adalet Bakanı cami avlusunda saldırıya uğramış, komutanlar büyük alkış almış...
Bir süredir gündemden düşmüş gibi gözüken laiklik konusu ansızın en çok konuşulan gündem maddesi haline gelmiş, herkes gözünü nisan ortasında başlayacak Cumhurbaşkanı seçim sürecine dikmiş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin aday olup olmayacağı konusunu hep müphem bırakarak, kendi deyimiyle kamuoyuyla 'çelik çomak' oynamaya başlamış.
Şimdi yazarken düşündüm, sanki bütün bunlar uzak bir geçmişte yaşanmış gibi. Ama hayır, sadece geçen yıl yaşandı bunlar!

* * *

Danıştay saldırısından hemen sonra Başbakan Yardımcısı sıfatıyla o zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden ve MİT'ten bir brifing ister. İki kurum da, saldırgan ve yakın çevresiyle ilgili kendi bilgi hazinelerinde olanları Gül'ün önüne sererler. Polisin yaptığı sunumda bir de şema vardır. Bu şemada, Danıştay saldırganı dahil bugün tutuklu olarak cezaevinde bulunan bütün Ergenekon şüphelileri yer almaktadır. Sadece onlar mı, daha fazlası da var şemada, Veli Küçük dışında başka emekli askerlerin isimleri de var.

Ama ilk ağızda Danıştay saldırısı ile çok sonra İstanbul'da başlayacak olan Ergenekon soruşturması arasında somut bir bağlantı kurulamıyor, Emniyet ilk gün getirip Abdullah Gül'e sunduğu istihbari bağlantıları savcıya sunamıyor, delillendiremiyor. (Nitekim, henüz resmi olarak doğrulanmayan bir iddiaya göre Danıştay saldırısı mahkûmlarından biri, İstanbul'daki Ergenekon savcısına Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasındaki direkt bağa ilişkin önemli bir ifade verdi, yani bağlantı eğer kurulduysa daha yeni kuruldu, o da bir kişinin ifadesiyle.)

* * *

Danıştay cenazesi sonrasında gözler 14 Nisan'da Ankara'da yapılacak olan 'Cumhuriyet Mitingi'ne çevrilmişti. Mitingi ******çü Düşünce Derneği'nin başını çektiği ve nasıl oluştuklarını dün bu köşede anlatmaya çalıştığım bazı 'sivil' örgütler düzenliyordu. ADD'nin başında ise, adı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Amiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlüklerde 'darbe lideri' olarak geçen eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur vardı.

İddiaya göre, 2004 için planlanan 'Sarıkız' kod adlı darbe planının başarısızlığa uğraması üzerine yapılıp 'Ayışığı-Yakamoz' kod adı verilen ve 'sivil toplumun medya ve hükümet üzerinde baskı uyandıracak kitle desteğini sağlaması' yoluyla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının devrilmesini öngören planlar bir kuvvet komutanının karargâhında hazırlanmıştı. Ve yine iddiaya göre bu planlar Eruygur'un emekli olduğu 2004 sonrası dönemi kapsıyordu esas olarak.

Bütün bunları bilenler açısından yüz binlerin bir araya geldiği Cumhuriyet mitingleri fazlasıyla şüpheli organiza-syonlardı. Mitinglerin katılımcıları son derece samimiydi ve endişelerini gidermek için, hükümeti protesto haklarını kullanmak için vs. bayraklarını alıp meydanlara gitmişlerdi. Zaten Danıştay saldırısı, onlara göre laikliğin tehlikede olduğunun kanıtıydı.
Ama mitinglerde yapılan konuşmalar bu samimi hislerin çok ama çok ötesine geçiyor, çok daha dar ve marjinal bir hedefe yöneliyordu: Hükümet 'gayrı milli'ydi ve Türkiye'yi ABD'ye, AB'ye 'satıyor'du, medya da 'satılmış'tı, gerçekleri yazmıyor, hükümetin dümen suyundan ayrılmıyordu.
Ankara'daki miting İstanbul'da ve İzmir'de de tekrar edildi ve hep kürsüden bu mesajlar verildi.
Yani hükümet ve onun destekçileri vatan hainiydi!

* * *

CHP ve MHP'nin kurumsal olarak uzak durduğu ama özellikle CHP teşkilatlarının yoğun biçimde katıldığı bu mitinglerin en büyük amacı daha önce özel görüşmelerle 'yandaş' yapılamayan medyanın üzerinde 'mahalle baskısı' yaratmaktı ve az kalsın bunda başarılı olunuyordu.
Ama yanlış zamanda yapılan bir 'darbe' mitinglerle yaratılan havayı bir anda boşa çıkaracaktı.

İşte bu beşinci darbeyi de yarın anlatayım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:53

Ergenekon'un yakın tarihi - 6

Artık bu diziyi bitirmek istiyorum ama çok kısaltmama, yazılabilecek pek çok detayı ayıklamama rağmen laf uzadıkça uzuyor, bir türlü bugüne gelemiyoruz. Bugüne gelemediğimiz yetmezmiş gibi, olayları aşağı yukarı oluş sırasıyla anlatırken araya girip bazı ilave bilgileri de veremiyorum, sırf laf fazla uzamasın diye.

Dün geçen yılki Cumhuriyet Mitinglerine kadar gelmiştik. Mitingleri izleyen ve ona katılan pek çok kişi için mitinglerin amacı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendi içinden bir Cumhurbaşkanı seçmesini engellemek, en azından bu girişimi protesto etmekti.

Ama miting tertipçileri açısından bu ana amaç değildi. Mitinglerle esas amaçlanan şey, Türkiye'yi giderek 27 Mayıs darbesi öncesindeki gibi bir ortama sokmak, toplumda kutuplaşmayı ve gerginliği artırmak, bu gerginliğin sokak eylemlerine dönüşmesinin ardından da darbe yapılması için elleri ovuşturup beklemeye başlamaktı. Mitingler bu yolun ilk adımıydı.
Mitingler yapılırken Anayasa'nın öngördüğü Cumhurbaşkanı seçim takvimi de işlemeye başlamıştı. Adaylık için başvuru süresinin dolmasına bir gün kala Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Abdullah kardeşimiz adayımızdır' dedi. İlk tur oylama 27 Nisan Cuma günü yapıldı ve o günün gece yarısına doğru Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesine konan bir bildiri ile Türkiye birbirine girdi.

Beşinci darbe buydu.
Genelkurmay'ın 'Eğer Anayasa Mahkemesi bu seçimi iptal etmezse
darbe yaparım' diye de okunabilecek olan bildirisi, Türkiye'de bütün hesapları bozacak olaylar zincirini başlattı.

Bir kere hükümet kuyruğu dik tuttu, ertesi gün sert sayılabilecek bir açıklama yaptı. Ama bununla da yetinmedi ve hem erken genel seçimin hem de Cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçmesinin önünü açan düzenlemelere girişti.

Bir anda seçim ortamına girilince Ergenekon'un hesapları yattı; çünkü onlar seçimin Kasım 2007'de, normal zamanında olacağını düşünüyor, eylem planlarını buna göre oluşturuyorlardı.

Genelkurmay bildirisi darbe tehlikesinin 'açık ve yakın' olduğunu gösterince, Cumhuriyet Mitinglerine katılanların önemli bir bölümü dahil pek çok kişi fikir değiştirdi: Evet laiklik önemliydi, bu hükümetten de hoşlanmıyorlardı ama darbe de istemiyorlardı.

Yani, 27 Nisan bildirisi bilerek ya da bilmeyerek, Ergenekon'un hesaplarını da bozdu, askeri darbenin meşruiyetini kaybetmesine neden oldu. Üstüne üstlük 22 Temmuz seçiminden AKP yüzde 47 oy alıp miting tertipçilerinin desteklediği CHP ve MHP umulduğu kadar başarılı olmayınca Ergenekon'un planları baştan aşağı sarsıldı.

Zaten o sırada İstanbul Ümraniye'de bir evde bulunan el bombaları yüzünden başla-yan bir soruşturma, Ergenekon'un silahlı eylem kanadını açığa çıkarmaya başlamıştı. İşte bugün konuştuğumuz soruşturma bu.
Soruşturmanın en önemli bulgularından biri ise Cumhuriyet Mitingleri öncesi yapılan Cumhuriyet gazetesi bombalaması- Danıştay saldırısı-Ümraniye bombaları ilişkisinin kurulmuş olması. Çünkü, Cumhuriyet'i bombalayanlarla Danıştay'a saldıranların aynı kişiler olduğunu biliyorduk, bilmediğimiz 'dinci-milliyetçi' çizgideki bu saldırganların gerçekte 'ulusalcı' ve AKP'den ne pahasına olursa olsun kurtulmayı hedefleyen bir başka çetenin emrinde olup olmadığıydı, şimdi onu da biliyoruz.

***
Sıra geldi altıncı ve şimdilik sonuncu darbeye ama benim yine yerim doldu. İzninizle yarın bu işi toparlayalım, bitirelim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tarih sevdalısı
Site Emektarı
avatar

Yaş : 36
Nerelisiniz? : Kayseri
Kadın
Kayıt tarihi : 18/10/07
Mesaj Sayısı : 369
Puanlar : 12185

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   Çarş. 02 Tem. 2008, 11:54

Ergenekon'un yakın tarihi - 7

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını beğenmemek, o iktidarın gidip yerine beğendiğiniz gibi bir iktidarın veya sizin partinizin gelmesini istemek ayıp değil, yasak değil. Tam tersine çoğulcu bir demokrasinin gerek şartı muhalefetin varlığı.

Ama bizim günlerdir bu köşede konuştuklarımızla, öyle yasal ve demokratik bir muhalefetten değil; tam tersine devlet imkânlarını, tamamen farklı bir amaca tahsis edilmiş olan kamu parasını ve devletin planlama kapasitesini kullanarak, kapalı kapılar ardında gizli ve antidemokratik yollarla, hatta 'ne pahasına olursa olsun' denilerek ve gerekirse kan dökmeyi göze alarak iktidarı devirmeyi amaçlayan bir 'cunta'dan, bir çeşit yeraltı örgütünden söz ediyoruz.

Bir muhalefet partisi, iktidarın herhangi bir davranışını veya genel olarak bütün varlığını 'Milli çıkarlara aykırı' bulabilir, bunun propagandasını yapabilir, bu görüşü doğrultusunda kamuoyu oluşturmaya çalışabilir.
Ama aynı şeyi, devlet memuru olarak maaş alan birtakım kamu görevlileri yapmaya başladığında hele hele kendi fikirlerinin egemen olması için devlet bütçesinden para kullanmaya başladıklarında işler değişir.
Demokratik bir ülkede hükümetleri düşürmenin, iktidarları değiştirmenin meşru yolları vardır. Darbe düzenlemek veya darbeye zemin oluşturmak için kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmak bu meşru yollardan biri değildir, olamaz, olmamalıdır.

Siyasi muhalefetle 'Ergenekon' arasındaki temel fark da budur işte.
Lafı fazla dolaştırmaya gerek yok, AKP iktidarı, Türkiye'de 'devlet iktidarı' adı verilen iktidarı temelinden sarstı. Ve o 'devlet iktidarının' temsilcisi olduğuna inanan bazı kamu görevlileri, programını halka anlatıp demokratik yollarla seçilmiş hükümetin başta Avrupa Birliği reformları olmak üzere uygulamalarını 'gayri milli' buldu, bunların gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yaptı.

Zaten o sebeple, her şeyin başlangıcında Kıbrıs politikaları var. O sebeple, Ergenekon'u oluşturan veya o fikri şemsiye altına giren tuhaf yatak arkadaşlarını birleştiren ana nokta AB'ye karşı olmaları. Bir başka ortak nokta da, 'ne pahasına olursa olsun' AKP'den kurtulmak istemeleri.
İşin içine 'ne pahasına olursa olsun' gibi bir cümle girince, doğal olarak yapılanın demokrasinin d'siyle bile bir ilişkisi kalmamaya başlıyor. Askeri darbe planı hazırlamayı, sağa sola bomba atmayı, yüksek yargı organlarına silahla saldırmayı, suikastlar planlamayı vs. demokrasiyle zaten nasıl bağdaştırabiliriz ki?

Amaç, 'AKP'den kurtulmak' olunca, kullanılan bütün araçlar da gerçek anlamlarını ve yerlerini kaybetmeye başlıyorlar.

Alın hukuku.

Cumhurbaşkanı seçimi sırasında 367 diye bir şey icat edildi. Neymiş, Cumhurbaşkanı seçmek için 'uzlaşma' gerekliymiş. Peki ama böyle bir gereklilik olsa Anayasa ikinci tur oylamadan sonra yeterli oy sayısını 276'ya düşürmezdi.

Hayır, maksat 'AKP'den kurtulmak' olunca, gözler bu amaçla bağlanınca, birdenbire hukuk ve Anayasa Mahkemesi ARAÇ haline geldi, neticede Genelkurmay'ın 'Bu seçimi iptal etmezseniz darbe yaparım' diye okunması gereken bildirisinin yarattığı baskı ortamıyla Anayasa Mahkemesi seçimi iptal etti, Türkiye'de parlamentoya karşı bir hukuk darbesi yapıldı.
Bu da altıncı darbeydi, 2001'den beri yaşadığımız.

Şimdi günün sorusu şu: AKP hakkında açılan kapatma davası yedinci bir darbeye dönüşecek mi? Anayasa Mahkemesi, 367 kararında olduğu gibi hukuku araçsallaştırmak isteyenlerin yanında mı yer alacak, yoksa ancak hukuk yoluyla özgür ve demokratik bir ülke olacağımızın bilinciyle mi hareket edecek?

Çoğu gözlemciye göre yakın geçmişinde 367 gibi bir karar bulunan Anayasa Mahkemesi bu kez de aynı şekilde davranacak, demokrasi ve özgürlüklerin aleyhine, 'Ne pahasına olursa olsun AKP'den kurtulmak lazım' diyenlerin lehine bir karar alacak.

Eğer Anayasa Mahkemesi öyle bir karar alır ve AKP'yi kapatırsa, bu geçmişte yaşanan bütün ama bütün darbelerden çok farklı bir darbe olacaktır, çünkü bu kez darbe hukuk yoluyla yapılmış olacak, hukuk özgürleşmenin değil özgürlüklerin daraltılmasının bir aracı haline gelmiş olacaktır.

Elbette 27 Mayıs da, 12 Mart da, 12 Eylül de, 28 Şubat da Türk demokrasisine zarar verdi. Ama bu kez oluşacak zararı geçmiş darbelerle kıyaslamak mümkün olmayacaktır. Çünkü geçmiş darbelerin her birinden sonra, belli bir zaman içinde bir çeşit demokrasi geri geldi. Oysa bu sefer, Batı'daki anlamıyla demokrasi hiçbir zaman gelmeyebilir veya bunun için ülkemizin çok büyük bir bedel ödemesi gerekebilir.
Beklenen son darbenin vahameti bu işte. BİTTİ...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
SBÖ
Site Emektarı
avatar

Nerelisiniz? : Sivas+Trabzon
Erkek
Kayıt tarihi : 30/09/07
Mesaj Sayısı : 2147
Puanlar : 12788

MesajKonu: ERGENEKON'UN SIRADIŞI ÖYKÜSÜ - BİRBAŞKA AÇIDAN-   C.tesi 06 Eyl. 2008, 10:33

Ergenekon'un sıra dışı öyküsü


Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AK Parti'de siyaset yapmış, son 10 yılın en önemli siyasi simalarından TBMM Susurluk Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanlıkları görevini yapmış olan Mehmet Elkatmış ile yaptığımız ve geniş yankı uyandıran röportajımızın tümünü bir kez daha yayınlıyoruz.




Mehmet Elkatmış Kimdir?

1947 yılında Nevşehir'in Merkez Nar Kasabasında doğdu. İlk ve Ortaokulu Nar'da tamamladı. 1967 yılında Nevşehir Lisesinden, 1971 yılında da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Bir müddet serbest avukatlık yaptıktan sonra 1973 yılı Nisan ayı ortalarında İstanbul Tuzla Piyade Okulunda askerlik görevini ifa etti. Sivas'a yedek subay olarak atandı. Bilahare Sivas 59. Tümen Askeri Mahkemesinde Hakim Asteğmen olarak görevine devam etti. Terhis olunca Nevşehir'de serbest avukatlık yapmaya başladı.

Gerek öğrencilik gerekse serbest avukatlık yaptığı dönemlerde siyasetle yakından ilgilendi. İlk olarak Milli Nizam Partisi Gençlik teşkilatı kurucusu ve Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Milli Selamet Partisi Nevşehir İl Başkanlığı, Refah Partisi Nevşehir İl Teşkilatı Kurucusu ve İl Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Bu arada MTTB, MGV ve birçok dernek ve vakfın kurucusu, yöneticiliği ve başkanlığını da yaptı.

1991 yılında yapılan Milletvekili seçiminde Refah Partisinden 19. dönem Nevşehir Milletvekili seçildi. 1995 yılındaki seçimlerde yine Refah Partisinden 20. Dönem Nevşehir Milletvekili seçildi. Bu partinin kapatılması üzerine Fazilet Partisinin kurucusu ve Milletvekilliği görevini yaptı. 1999 yılında yapılan seçimlerde yine Nevşehir'den Fazilet Partisi'nden 21. dönem Milletvekili seçildi. Fazilet Partisinin de kapatılması üzerine bir müddet bağımsız kaldıktan sonra 2001 yılında AK Parti'nin kuruluşunda aktif rol aldı ve Milletvekili olarak görevine devam etti. 2002 yılında yapılan seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Nevşehir Milletvekili seçildim.

Parlamentoda görev yaptığı süre içerisinde KİT Komisyonu üyeliği, çeşitli soruşturma ve araştırma komisyonları üyeliği, Susurluk Komisyonu Başkanlığı, TBMM Divan Üyeliği ve Katip Üyeliği ile İdare Amirliği görevlerinde bulundu. 2002 seçimlerinden sonra TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığına seçildi ve bu görevi kesintisiz 22 Temmuz 2007 tarihine kadar yürüttü. Halen Ankara Barosuna kayıtlı olarak Ankara'da serbest avukatlık yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır.

İKİYÜZLÜ MEDYANIN TUTUMU

-Sayın Elkatmış, önemli bir süreçten geçiyoruz. Siz son on yılın önemli tanıklarından birisisiniz. Gazeteci olarak bu süreçte en çok medyanın rolü dikkatimizi çekti. Bir kısım medyanın Susurluk'a bakışıyla Ergenekon'a bakışı arasında ciddi farklar olduğunu gözlemliyoruz. O dönemde medya Susurluk'un üzerine gidilmesini istiyordu, manşete taşıyorlardı. Ancak Ergenekon'da ilgili böyle bir durum yok...

Söylediğiniz şeylere katılıyorum. Bahsettiğiniz medyanın Susurlukla Ergenekon'a bakışlarında takındıkları tavırlarda insanların inanamayacağı kadar tavır değişikliği var. O gün susurluk aydınlansın diye yeri göğü inletenler, bir takım eylemlerde bulunanlar bugün Ergenekon'da tamamen menfi tavırlar içerisine bulunuyorlar. Sanki bu işin aydınlatılmasını istemiyorlar gibi hava veriyorlar.

-Bu tutumun nedeni ne olabilir?

Bunun iki nedeni olabilir; birincisi ‘bu işin bir ucu bize dokunur' diye düşünüyorlar. İkincisi ideolojik olarak yaklaşıyorlar. Bir takım kendi ideolojilerinden olanlar bu işin başkahramanlarından olduğu için onların zarar görmelerini istemediklerinden tamamen ideolojik nedenlerden dolayı özelikle sol için bunu söylüyorum buna karşı çıkıyorlar. Ters bir davranış içerisindeler.

ERBAKAN'IN MEDYAYA ETKİSİ

-Medyanın bu yaklaşımın nedenlerinden birisi de Erbakan Hoca'nın o gün Susurluk için ‘fasa fiso' demesinin etkisi olabilir mi?

Şimdi de kendileri aynı şeyi söylüyorlar Ergenekon'un ‘fasa fiso' olduğunu söylüyorlar. Tutum ve davranışlarında sanki Ergenekon fasa fisoymuş gibi bir yaklaşım içindeler. Şimdiye kadar ki tüm iddialarda özellikle sol için söylüyorum iflas etmiş oluyor. Bu günkü Ergenekon karşısında çıkan belge ve bilgiye göre geçmişte işlenen faili meçhul siyasi cinayetleri hep o kesim İslamcıların, Müslümanların üstüne atıyorlardı. Bunun böyle olmadığı Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıktı. Bunun İslamcıların ya da İslami görüşte insanların işinin olmadığı Ergenekon yapılanması içinde insanların işinin olduğu ve dolayısıyla bunun içinde her türlü insan var, sağcısı da solcusu da var, medyası var, iş alemi var, siyasetçisi var, patrikhanesi de var. Dolayısıyla dış güçler de bu işin içinde.

ERGENEKON'UN SIRA DIŞI ÖYKÜSÜ

-Ergenekon sürecinde en çok dikkatinizi çeken konu hangisi? Çok sıra dışı gelişmeler görüyor musunuz?

Bir araya gelmesi mümkün olmayan insanlar, bakıyorsunuz Perinçek ile MHP'yi savunan milliyetçi Kerinçsiz de var aynı organizasyonun içinde. Bakıyorsunuz DHKP-C ile milliyetçisi bir araya geliyor. Bu anlaşılabilir bir şey değil. Ergenekon'a karşı çıkanlar özellikle sol için söylüyorum. Ucu kendilerine dokunacağı için korkuyorlar. Ya da ideolojik nedenlerle karşı çıkıyorlar.

SOL'UN GERÇEK YÜZÜ ORTAYA ÇIKTI

-Ergenekon'u sulandırma gayretleri bu yüzden demek ki…

Faili meçhul cinayetleri bu zamana kadar hep Müslümanların üzerine atıyorlardı. Bu Danıştay saldırısıyla apaçık ortaya çıktı. Olayın hemen akabinde yargısından tut bir takım siyasiler ‘bunu başörtüsü için Müslümanlar yaptı' yaygarasını koparttılar. ‘Vakit hedef gösterdi' dediler. Hatta Vakit'e dava bile açtılar. Ama bunun böyle olmadığı, cinayetin başörtüsünden dolayı işlenmediği, İslamcılar ya da Müslümanların yapmadığı ortaya çıktı. Birileri tarafından İslami duyarlılığı olmayanlar tarafından yaptırıldığı ortaya çıktı. Tüm bunlardan dolayı Ergenekon'u yok saymaya, küçültmeye, küçümsemeye gayret ediyorlar. Hatta avukatlığına bile soyunuyorlar.

DARBEYİ İFŞA EDENLERE CEZA KESTİLER

-Türkiye'de daha önce de darbe girişimleri oldu. Ancak bu girişimlerin ortaya çıkması bugünkü gibi sonuçlar doğurmadı. Daha çok başkaları zarar gördü. Arada ne fark var?

O zamanki konjonktür ve şartlar la bugünkü konjonktür ve şartlar aynı değil. Bir kere teknolojik bir takım gelişmeler var. Telefon dinlemelerde o zaman böyle şartlar yoktu. İkincisi o zaman da bu zaman da en etkili güç askerin tutumu değişikti. Misal olarak o zaman bir ihtilal hazırlığı yapılmıştı basına da yansıdı. 6-9 Haziran'da askerin bir darbe yapacağı söylendi, bu deşifre edildi. Deşifre eden deniz kuvvetlerindeki Kadir Sarumsak denilen bir onbaşıydı. Bülent Orakoğlu polis kökenli olduğu için ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına bildirdiler. Hanefi Avcı'ya bildirildi durum. Onlar da hükümete bildirdiler. Kadir Sarumsak, Bülent Orakoğlu ve Hanefi Avcı askeri mahkemede yargılandılar. Ve bir müddet hapis yattılar. Siyasilerden Hasan Celal Güzel de yargılandı. Basına açıkladığı için. Devletin gizli bilgilerini ifşa ettiği için. Peki ifşa ettiği şey ne; darbe. Darbe meşru bir şey mi ki? Darbeye herkesin karışı çıkması lazım. Bir defa gizlemek suç. Gizleyenler bunu yapanlar yargılanmadı. Görevini yapanlar deşifre edenler yargılandı hatta ceza aldı.

Her iki süreçte askerin tutumu ne ölçüde etkili?

O zamanki ki askeri kanat, komuta kademesiyle bu zamanki komuta kademesi tamamen değişik, farklı. Askeri kanat demek ki o zaman o işlerin tamamen içindeydi. İçindeydi ya da himaye ediyorlardı. Örneğin Veli Küçük. Bugün Ergenekon'un içinde olan ve en önde gelen isimlerden. Günah keçisi gibi her şeyi ona yüklemek istiyorlar ben öyle düşünmüyorum. Onun üstleri de var. Onların üstüne gitmek gerekir.

SİZ İŞİNİZE BAKIN BİZ HALLEDERİZ

-Başkanlığını yaptığınız Susurluk Araştırma Komisyonu'nun çalışmalarında bunu bizzat gözlemleme imkanı buldunuz mu?

Biz o zaman komisyon olarak soruşturma yapmak için Genelkurmaya yazı yazdık. Soruşturma izni için ancak izin verilmedi. İstanbul cumhuriyet Başsavcılığına da, Devlet Güvenlik Başsavcılığına da yazdık. Onlara da bilgi vermediler. Adeta korudular. Tam on yıl korunuyor. İlk yazıda, ‘tamam biz araştırıyoruz, soruşturuyoruz' diyorlar. İkinci yazıda ‘siz işinize bakın biz hallederiz' diyorlar. On yıl karartma perdeleme uygulanıyor.

TEOMAN KOMAN KOMİSYONA NE CEVAP VERDİ?

-Peki gerçekten de halledildi mi? Yani bu süreçte istediğiniz bilgi ve belgelere ulaşabildiniz mi?

Hiçte halledilmiyor o dönemlerde gerek güneydoğuda gerekse başka bölgelerde ölüm üçgeni olarak andığımız Sapanca-Gebze-Sakarya üçgende birçok faili meçhul olaylar oldu bu olayların hepsi jandarma mahallinde oldu. Dolayısıyla bu olaylar da aydınlatılamadı. Bilmesi gereken Teoman Koman'ı komisyona davet ettik. Gelmedi gelmediği gibi komisyonu tehdit eder gibi bir yazı gönderdi. Diyor ki ‘ben gelip size bilgi vermek zorunda değilim' diyor. ‘Ben Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, Cumhurbaşkanına ve MGK'ya bilgi veririm, onun dışındakilere bilgi vermem mümkün değil' diyor. Soruyorum size ‘TBMM'den daha üst bir makam var mı demokrasilerde? Halkın iradesinin üzerinde, TBMM'nin iradesin üzerinde bir makam var mı? Olmaması gerekir zaten o zaman demokrasi olmaz. Türkiye'de demokratik hukuk devletiyse olmaması lazım diyor ve gelip ifade vermiyor. Vermediği gibi, ‘aslında bu iş TBMM ile TSK arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür' diyor. Bu cümle çok önemli. Ne demek bu?

Bundan ‘Asker daha güçlüdür' anlamı çıkmıyor mu?

Tabi mefhumu muhalifinden bunu anlıyoruz. Türkiye'de meclisin üzerinde bir güç olur mu ya da kurumlar bir birlerine güç gösterisi mi yaparlar. Bu kabul edilebilir mi demokraside bu düşünülemez bile.

JİTEM VAR MI YOK MU?

-Sizin bu tıkanan noktada Başbakan'a bilgi vermek gibi bir girişimde bulunmanız gerekmez mi? Başbakana bilgi verildi mi o dönemde?

Başbakan'a ne tür bilgi verildiği melesi de meçhul, o da ayrı bir konu. Türkiye'de Jitem denen bir şey var. Birçok faili meçhuller bugün de Ergenekon'da da ortaya çıkıyor. Jitem başrollerde. Peki, Jitem var mı yok mu? Bize aynı komutan yazı gönderiyor, diyor ki, ‘Jitem diye bir kuruluş yoktur TSK bünyesinde.' Ama var. Olduğu ortaya çıktı. Var bu. İşte olaylar var, kuruluş da var. Peki, nedir bu, olayları saptırmak, bilgi gizlemek… Türkçesi bu, biz de onun için, komisyon raporunda ‘her ne kadar Jandarma Genel Komutanlığı Jitem yoktur diyorsa da, varlığı tartışmalı ama icraatları gerçek' diye yazdık. İcraatları var. Bu nedir, bilgi saklamak, örtbas etmek. Bir takım askerlerin de bu işin içinde olduğunu biliyoruz. Herkesim içinde çürük elmalar olur. Askerde de siyasette de olur. Alt meslek gruplarında da olur.

ÇEVİK BİR TEHDİT Mİ ETTİ?

Ama biz Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazıyoruz, ‘Askeri kişiler içinde de çete ve mafya olaylarına karışan var mı, bununla ilgili rapor veya bilgi varsa bize bildirin' diye, Çevik Bir imzasıyla bir cümlelik bir cevap geliyor: ‘TSK'nin böyle konularla ilişkisi olamaz' diyor. Ama var. Biz tekrar yazdık, dedik ki ‘her ne kadar yok deniyorsa yazınızda, bize gelen bilgi ve belgelerden anlaşıldığına göre bir takım asker kişiler de bu olayların içinde, bu olaylara karıştıkları açıktır. Konunun yeniden incelenerek ona göre cevabın gönderilmesi.' Bu sefer yine Çevik Bir imzasıyla yine bir iki sayfalık bir yazı geliyor, yok diyor, asker kişilerin bu olaylarla ilişkisi yok. Orasını anladık. Hatta orada ben not da düştüm bu Yüksek Ova çetesi ile ilgili, bunun gibi örnekler de ortaya koyduk. Yoktur diyor onu da anladık ama orada en son bir cümle kullanılıyor, diyor ki, ‘TSK'nin bu gibi olayların içine çekilmek istenmesini üzüntü ile karşılıyoruz.' Sanki asker düşmanlığı yapıyormuşuz gibi, askeri de mutlaka bu işin içine sokmak istiyormuşuz gibi bir mana çıkıyor. Bu da aslında örtülü bir tehdit. Yani diyor ki, ‘bu işi karıştırmayın.' Olay bu, o zamanki üst düzey komuta mantığın burada olmadığını görüyoruz. Bir takım generaller ordu evlerinden alındı. Ama o zaman bırak böyle bir şeyi, bilgi dahi verilmiyordu. Saptırıyorlardı.

-Devletin diğer resmi kurum ve kuruluşları ile ilişkileriniz nasıldı? İstediğiniz bilgiler size ulaştırılıyor muydu?

Yine mesela her türlü telefon dinlemesinde, bir iddia vardı, denirdi ki; ‘Başbakanlığın telefonuyla Kanada'daki bir uyuşturucu şebekesinin konuşmaları var.' Telefon numarası veriyorlardı, isim veriyorlardı. Biz yazdık, Telekom'a dedik ki, ‘Şu numaralı telefonla şu numaralı telefon konuşmuş mu? Konuşmuşsa ne zaman konuşmuş?' Ne konuştuğunu zaten tespit etmek imkansız artık çünkü konuşma yapılmadan önce dinleme izni alınması ve dinlenmesi gerekirdi. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı, bunun gizlilikle bir alakası var mı? Gelen cevap ne? ‘Bu bilgiler gizlidir, kişisel haklara girer. Dolayısıyla bu konuda komisyonunuza bilgi vermeyiz.'

SUSURLUK KOMİSYONU NE İŞE YARADI?

DEVAMI ALTTA..


_________________
Bütün kitaplar tek bir KİTAB'ı anlamak için OKUNUR!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vadii.yetkin-forum.com
SBÖ
Site Emektarı
avatar

Nerelisiniz? : Sivas+Trabzon
Erkek
Kayıt tarihi : 30/09/07
Mesaj Sayısı : 2147
Puanlar : 12788

MesajKonu: Geri: ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!   C.tesi 06 Eyl. 2008, 10:33

Başkanlığa bildirildi mi bu durum peki?

Bizim istediğimiz zaten ne konuştuğu değil, zaten bilemeyiz. Sadece konuşmuş mu konuşmamış mı? Ben komisyon Başkanı olarak o zamanki Telekom'un bağlı olduğu Ulaştırma Bakanı'na yazı yazdım. Dedim ki, “Bu bilgilerin komisyona gönderilmesini, ayrıca bu bilgileri komisyona göndermeyerek kanuna aykırı davranış sergileyen Telekom görevlileri hakkında görevlerini kötüye kullandıkları için gerekli idari soruşturmanın yapılmasını saygılarımla rica ederim.' Bu yazıya bugüne kadar bir cevap alınmadı. Yetinmedim, aynı gün ve aynı tarihle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ilgililer hakkında görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle haklarında gerekli soruşturmanın yapılması talebiyle suç duyurusunda bulundum. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Ulaştırma Bakanlığı hiç cevap vermedi. Telekom'un cevabında da böyle bir durum var. İstenen bilgilerin ancak mahkeme kararıyla verilebileceği belirtiliyor, yani mahkemeye verin diyorlar. Bu durumda komisyonun ne manası var.

HANGİ BİLGİYİ İSTESEN ‘DEVLET SIRRI'

Bir takım kayıp silahlar var biliyorsunuz. Soruyoruz, ‘Devlet sırrı' diyorlar. Yani önce asker sonradan emniyete geçen bir görevliye soruyoruz, bunu söylüyor. Devlet sırrı nerde başlıyor, kim bilecek devlet sırrını? TBMM'den saklanan bir devlet sırrı olabilir mi? En gizli bilgileri bile icabında gizli oturum yapar, kapalı oturum yapar öğrenir. Öğrenmek zorunda. Gerçi ben şimdiye kadar bir çok gizli oturumda bulundum. Hiçbir gizli bilgi de verilmedi o da ayrı bir konu. İstediği gibi bilgiler veriyor.

DAHA KAÇ BOMBA VAR ERGENEKONCULARDA?


-Ergenekoncularda çıkan el bombaları ve sayısız silahlar var mesela, onların da kaynağı belirlenemiyor?


Bakın yine orijinal bir bilgi vereyim: Bugün mesela MKE ürünü birçok bombalar var. Bunun gibi binlercesi var belki. Bunlar sorulmuş mu? Kim yapmış, bunlar sadece ortaya çıkanlar yani. Geçenlerde Jitem'ci albayın evinde yine kaç tane bomba çıktığı ifade ediliyor. Bunlar soruşturulmuş mu, MKE kaç bomba üretmiş, kimlere gitmiş, kaç tanesi orduda, kaç tanesi kayıp. Sadece ortaya çıktıkça haberimiz oluyor. Ama bunlar nerden alınmış, kimden alınmış, sonuç yok.

YEŞİL'İN TÜRKİYEDEKİ BANKALARDA SERVETİ VARDI

Yine çok orijinal bir durum. Yeşil var biliyorsunuz. İcraatlarından tanıyoruz, görmedim ben onu. O zamanlar bir basında röportajı çıktı tam sayfa. Bir takım şeyler anlatıyor. Muhabir soruyor, ‘Bankalarda sizin çok paranız var.' ‘Doğru, var' diyor. ‘Benim çok param var bankalarda, ben şimdi bankaya gitsem, büyük bir para çekecek olsam, şüphelenirler. Hemen ya ihbar eder ya da soruştururlar' diyor. ‘Diyelim ki ben parayı aldım, bunu yedirirler mi bana' diyor. Yani bu parada bir çok kişinin payına işaret ediyor. ‘Yedirmezler' diyor.

-Yani para bir grubun, sadece bir kişinin değil…

Tabi, herkesin yerine ve konumuna göre bir payı var o parada. Biz bunun üzerine o zaman Türkiye'de ne kadar banka varsa yazı yazdık. Dedik ki, ‘İsmi Ahmet Demir, kod adı Yeşil, Sakallı, Hacı gibi lakapları da var, bu isimlerle ilgili bankanız nezdinde her hangi bir hesap açılmış mıdır? Açılmışsa bu hesapların durumu nedir?' Bazı bankalardan ‘bu isimle ilgili her hangi bir hesap yoktur' yazısı geldi. Bir bankadan da bu isimde bir hesap ve para vardır diye geldi. Bir kamu bankasıydı yanlış hatırlamıyorsam ve meblağ yüksekti. Bazı bankalar da ‘bu gizlidir, ticari sırdır, bu konuda bir bilgi vermemiz mümkün değildir' diye cevap gönderdi. Bir terör örgütü mensubunun bankalardaki parasını Türkiye'nin en yüce kurumunun bünyesindeki komisyona bildirmiyor.

TBMM iç tüzüğünde ‘devlet sırları ve ticari sırlar araştırma kapsamı dışındadır' deniyor. Sen onları araştıramazsın diyor. Demek ki biz görevimizi biraz aşmışız.

-Bu kişi bir gazeteciye konuşuyor ama komisyona konuşmuyor.
Hayır mesele daha derin, yani bir banka diyor ki ‘tamam var böyle bir hesap', bir tanesi de ‘veremem ben' diyor. Böyle bir şey olur mu, o zaman öteki suç işlemiş oluyor.

-Bu hesaplara devlet el koyamıyor mu peki?

Koyabilir tabi ki. Terör örgütünün, terör örgütü mensubunun ya da her hangi birinin. Yani Türkiye'de kara para yok mu?

Efendim bir de Yeşil aranan birisi. Devletten de maaş alıyor, gazetelere röportaj veriyor.
İsmi ve yaşantısı ile ilgili çeşitli şeyler söylendi. Ancak ne olduğu tabi muamma. Şimdi şöyle bir şey var, Susurluk ayrı, Ergenekon ayrı diye bir şey yok. Bu sadece Susurluk olayı Susurluk'ta meydana geldiği için adı öyle olmuştur. Gayri meşru ve suç olan her şey Susurluk'ta var, Ergenekon'da da var. Veli küçük orda da var burada da var. Sami Hoştan orda da var burada da var.

BEDRİ İNCE TAHTACI SUİKASTA KURBAN GİTTİ

-Susurluk'la ilgili sizin de dava arkadaşınız, rahmetli Bedri İnce Tahtacı, suikasta kurban gitti deniyor. Sizin kanaatiniz nedir bu konuda?

Benim kanaatim de o yönde. Çünkü ben olay yerine olaydan sonra gittim, baktım, orada bir kaza meydana gelmesi… Aslında biz beraber gidecektik. Almanya'da bir toplantıya davet ettiler bizi. Beraber gidecektik. O benden 10-15 dakika evvel çıkmış evden. Uçak biletlerimiz aynıydı ama o önceden İstanbul'a gitme kararı almıştı. Orada bir birimizle bir araya gelip gidecektik. Aynı apartmanda oturuyoruz, arabalarımız aynı garajda. Ben kazanın olduğunu gördüm ama onun olduğunu bilmiyordum. Uçağa yetişeceğim diye biraz da acele ettim yolda durmadım. Kalabalık vardı orada, sabahtı ve ortalık aydınlıktı. Arabanın sürat yapması da mümkün değildi. Viraj falan yok. Kavşağa gelince çok süratli de olamaz. Sürat yapmak mümkün değil çünkü kavşağı geçmiş. Böyle bir sürat de yok, hava yağışlı değil. Arabayı inceledim, önünde çarpma falan yok. Paramparça olması lazım. Arabası BMW. Yandan vurmuşlar. Sonra bir bilgi geldi, it kapanı diye bir kapan kurmuşlar. Ama tabi bunun için bir şahit yok. Bu bilgi bir siyasiden geldi. Böyle bir bilgi var diye. Çarpan araba da yok. Çok süratli olduğunu da kabul etsek, yani ağaca çarpmış, o zaman ağaç devrilirdi. Bu durumda şu doğrulanmış oluyor ki, birisi sıkıştırmış bunu. Bu it kapanı dedikleri olay bu şekilde.

-Size yönelik tehditler oldu mu o dönemde?

Her türlü tehdit oldu da adam açıp isim söylemez. O dönemde belki de emniyet istihbarat dinliyordu telefonları bilemeyiz bunu.

-Yeteri kadar hükümetten destek bulabiliyor muydunuz komisyon olarak?
Müspet bir destek kimseden görmedik. Çok ciddiye alındığını söyleyemem.

Bütün olaylar Veli Küçük üzerinde yoğunlaşıyor gördüğümüz kadarıyla.
Susurluk'ta da iki üç kişinin üzerinde kaldı bu iş nihayetinde. İşte hayatta kalanlardan Korkut Eken, İbrahim Şahin.

-Ergenekon iddianamesinde Çatlı'nın kaza anında ölmediğine dair bazı bilgiler yer aldı. Kazadan sonra boynunun kırılarak öldürüldüğünden söz ediliyor.

Hayır, Çatlı kazada ölüyor ancak şurası söylenebilir, o bir kaza değildi bir suikasttı. Sonradan gelen bir takım bilgi ve belgelerde Mercedes'in direksiyonunun uzaktan kumanda ile kilitlendiği, kazanın kaçınılmaz olduğu, yani kamyona denk geldiği, çünkü kamyon olmasa direksiyon kilitlendiği için başka bir şekilde kaza olacak.

ERGENEKON SORUŞTURMASI 28 ŞUBAT'A DA UZANMALI


-Siz o dönemde hükümetin bakanı değildiniz ama iktidar partinin milletvekilleri arasındaydınız. Ekonomik bakımdan hükümet iyi bir ivme kazanmıştı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu müdahaleler olmasaydı bugün Türkiye çok daha farklı olacaktı. Özellikle o dönemde çok müdahaleler var.


Şimdi ben umut ediyorum, şimdi Ayışığı, Sarıkız, Eldiven gibi bir takım ihtilal girişimlerinden söz edildi. Generaller bunlardan ötürü suçlanıyorlar. Peki 28 Şubat'ta yapılan neydi? Orada da Çalışma Grubu diye illegal bir örgüt kurup, ihtilal hazırlığı yapmışlar. Darbe yapılamamış ama post modern darbe yaptık diye yetkili bir takım kişilerin açıklamaları var. Peki darbe yapmak meşru bir şey mi? Neden yargılanmıyorlar. Burada daha yapılmış bir şey de yok, sadece projesi var. Eyleme tam geçilememiş. Ötekinde eyleme geçilmiş ve olmuş. Sonra ne olmuş, ülke soyulmuş, ne kadar ekonomik kriz yaşadıysak o dönemin eseridir. Bankaları soyulmuş devletin. Bankalara nasıl el konulduğu da bugünkü Ergenekon iddianamesinde ortaya çıkıyor. Esas Ergenekon da budur. Bu de Ergenekon'un bir yönü. Bugünkü Ergenekon'un ana görevi nedir, AK Parti hükümetini yıkıp kendi istedikleri bir hükümeti kurmak. 28 Şubat'ın hedefi neydi, Refah-Yol hükümetini yıkmak ve yerine talancı bir hükümet kurmak. Peki bugün Ergenekon'cu olmakla suçlananlar başarılı oldular mı, olamadılar ama yargılanıyorlar. 28 Şubatçılar başarılı oldular mı, oldular, hükümeti de yıktılar, devirdiler, post modern darbeyi de yaptılar. İstedikleri bir hükümet de kurdular. Peki bunlar yargılanmayacak mı? Bunların yaptığının hesabı sorulmayacak mı? Soruşturmanın mutlaka bu tarafa doğru gitmesi lazım. Yapmazlarsa bana göre soruşturma eksik kalır.

-O dönemde Demirel de aktif rol oynamıştı…
Yani kim varsa, bu işin aktörleri soruşturulacak. İşin özü bu.

-O dönemde siz her iki liderle de çalıştınız. Sayın Erbakan'la da, Sayın Erdoğan'la da. İki farklı olayda iki liderin tavırları ile ilgili yorumlar yapılıyor… Mesela Dolmabahçe görüşmesi, Erbakan Hoca'nın Susurluk'u "fasa fiso" olarak nitelendirmesi…

Tabi çeşitli yorumlar yapılabilir. Bunu iyiye de kötüye de yorumlayabilirsiniz. Görüşme yeri o kadar önemli değil. Ne görüştükleri önemli. Bunu herkese açıklamak mecburiyetinde. Spekülasyonları engellemek babında. Açıklanmazsa herkes kendine göre bir yorum getirebilir.

TÜRKİYE NORMALLEŞİYOR MU?


-Türkiye'nin normalleşme yolunda ciddi adımlar attığını düşünüyor musunuz?


Ben çok büyük bir yol alındığı kanaatinde değilim. Bu dönemde de bir takım emekli, görevli askerlerin içinde bulunduğu projeler yapılmış. İhtilal projeleri, e-muhtıralar var. Köşk seçimi sürecindeki olaylar var. Bir şey çok konuşuluyor ancak temelde yapılamıyorsa, mesela en basitinden askeri harcamaların denetim altına alınması. Bu kadar zor mu yani? Demek ki çok zor. Yapılamıyor. Güç yetmiyor. Siyasi iktidarın bunu yapması lazım. 1960'tanh önce böyleydi. Demek ki yapılabiliyor. Şemdinli'deki tutumlar ortada.



ERGENEKON'UN 1 NUMARASI DIŞARIDA

Ergenekon soruşturmasındaki kararlı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Tabi savcı özveriyle çalışıyor. Küçümsemek için söylemiyorum ama az önce söylediğim konuların da soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor. Çünkü bunlar Ergenekon'un dışında olaylar değil. İkincisi gereksiz bazı bilgiler de iddianameyi girmiş, bir takım çevrelere bu işi sulandırma imkanı verdi. Bazı şeyler magazinleştirildi ve işin içinden çıkılmaz bir hal aldı. İşin üzerine cesur bir şekilde gitmek lazım ama iş biraz dağıtılmış. İşin ucu kaçmış gibi bir durum var. Bir organizasyon var. Yönetimi de belli ama lideri belli değil. Benim de tahmin ettiğim isimler var birkaç tane. Ama belgelere bakmak lazım. Savcının bunu belirlemesi lazım. Eruygur ve Tolon paşalar var… Onlar da değil, dolayısıyla 1 numara dışarıda. Onlar da değil. Bir numara dışarıda.

-Siz Refah Partisi dönemini de AK Parti'nin iktidar dönemini de yaşadınız. Türkiye'de şöyle bir kanaat var. Henüz güç yetirilemiyor mu yoksa gerçekten bu camia gücünün farkında mı değil? Gücü yerinde de bi kompleks mi var. Halk üstüne düşeni yapmış ama beklentileri yerine getirilememiş. Erbakan Hoca gerekli iradeyi göstermedi denildi o dönem için...

Türkiye normalleşmedi. Türkiye'de tam bir demokrasi anlayışı yerleşmedi. Hangi parti olursa olsun bir lider hegemonyası var, hepsi de diktatör gibi yönetiyor. Bunun etkisi var. Tamamen iş ranta dönüştü.

İNANANLAR BASKI GÖRÜYOR


-Bazı tezatlar yaşanıyor günümüzde. Örneğin malum bir gazetede yersiz ve yalan da olsa bir imamla ilgili iftira haberi yayınlandığında o imam hemen açığa alınıyor. Ama toplumumuzla alakası olmayan kesimlere baktığımızda onlara güvenceler veriliyor. Kimse de eleştirmiyor. Yani ne olacak? Eşcinsellere toplantılarına katılıp teminat vermek…


İnanan insanlar üzerindeki baskılar kalkmış değil ve inanan insanlar sıkıntılı. Başörtüsünden tut sosyal hayattaki diğer argümanlara kadar. Öğrenim özgürlüğünden tut sosyal yaşantısına kadar her alanda baskılar var. Esas mahalle baskısı inanan kesim üzerindedir. Azgın laikler inanan insanlar üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlar. Azınlık olmalarına rağmen.

SOL BU GİDİŞLE ADAM OLAMAZ


-Abdüllatif Şener'in çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Görelim tüzüğünü, görmeden bir şey söyleyemem. Ben parti kuracağım demiştir ve orda kaldı. Bir muhalefet boşluğu var Türkiye'de. Sol hiçbir zaman alternatif olmaz Türkiye'de. Bu düşünce ve gidişatla mümkün değil. İşin doğası bu. Sol mantıkla bunun olması mümkün değil. Kendini Ergenekon'un avukatı yerine koyuyor. Milletin temel değerlerine düşmanlıktan başka bir şey yaptıkları yok. Bu milletin kahir ekseriyeti de Müslüman ve inançlı olduğuna göre, ona muhalefet edenler tarih boyunca varlık gösteremediler.

Yener Dönmez/Rıfat Yörük-habervaktim.com

_________________
Bütün kitaplar tek bir KİTAB'ı anlamak için OKUNUR!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vadii.yetkin-forum.com
 
ERGENEKON DOSYASI HABERLERİ BURDA!
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 6.sınıf Matematik Görüntülü konu anlatımları(H.BURDA)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: GİRİŞ :: HABER ARŞİVİ-
Buraya geçin: