SosyalBilgiDepoAnasayfaTakvimGaleriSSSAramaGiriş yapKayıt Ol
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» 2009-2010 YILI 8. SINIFLAR T.C. İNKILAP TARİHİ DERSİ BEP YILLIK PLANI
C.tesi 10 Kas. 2012, 12:07 tarafından atk111

» CUMA NAMAZI NASIL KILDIRILIR?
Paz 04 Eyl. 2011, 12:02 tarafından SBÖ

» liquid fish oil benefits
Salı 02 Ağus. 2011, 10:39 tarafından Misafir

» LALE, ALLAH'I SİMGELER NİÇİN?
Ptsi 04 Tem. 2011, 09:25 tarafından SBÖ

» SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENİN KADROYA GEÇİŞİ İÇİN İLGİLİ DİLEKÇE BURDA!
Salı 07 Haz. 2011, 06:25 tarafından SBÖ

» MÜFETTİŞLERİN İSTEDİĞİ ŞÖK TOPLANTISI TUTANAĞI ÇİZELGESİ 2009-2010
Çarş. 18 Mayıs 2011, 18:58 tarafından 06fatih06

» KAN TAHLİLİ YAPTIRDINIZ YORUMLAMASINI İSTİYORSUNUZ? BUYRUN!
Perş. 10 Mart 2011, 15:19 tarafından SBÖ

» OSMANLI PADİŞAHLARININ KABİRLERİNİN HANGİSİ, HANGİ İLİMİZDE Mİ?
C.tesi 05 Mart 2011, 15:51 tarafından SBÖ

» HZ. MUHAMMED (SAV) HAYATI - KRONOLOJİK OLARAK -
Salı 15 Şub. 2011, 00:19 tarafından SBÖ

» HZ. PEYGAMBERİMİZ DOĞDUĞUNDA MEYDANA GELEN MUCİZELER!
Salı 15 Şub. 2011, 00:05 tarafından SBÖ

» TÜRKLERDE VE OSMANLIDA ARMA GELENEĞİ
C.tesi 22 Ocak 2011, 12:22 tarafından merien

» YİNE DİZİ YOLUYLA TARİHİMİZE SALDIRI!-MUHTEŞEM YÜZYIL
Paz 09 Ocak 2011, 11:52 tarafından SBÖ

» ANADOLU LİSELERİNE ÖĞRETMEN ALIMI - 2010
Cuma 24 Ara. 2010, 13:25 tarafından SBÖ

» Coğrafya 9.Sınıf Harita Bilgisi-Sunular
Salı 02 Kas. 2010, 10:16 tarafından SBÖ

» sana geliyorum mevlana
Ptsi 25 Ekim 2010, 16:20 tarafından büşraavcıoğlu

» ÖĞRETMEN NOT DEFTERİ RESMEN KALDIRILDI!
Perş. 07 Ekim 2010, 08:10 tarafından SBÖ

» OKULLARIMIZDA OLMASI GEREKEN GÖRGÜ KURALLARINDAN BAZISI!
C.tesi 18 Eyl. 2010, 06:51 tarafından SBÖ

» MEMURLARA VERİLEN ÇOK ÖNEMLİ 58 SOSYAL HAK!
Ptsi 13 Eyl. 2010, 08:50 tarafından SBÖ

» OY KULLANMA KLAVUZU - RESİMLİ ANLATIMI
C.tesi 11 Eyl. 2010, 08:17 tarafından SBÖ

» MADDE MADDE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ - 2010
Çarş. 08 Eyl. 2010, 15:16 tarafından SBÖ

Seçme Makaleler

Paylaş | 
 

 PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
merien
Bürokratlar
Bürokratlar
avatar

Nerelisiniz? : Matruşka
Kayıt tarihi : 12/10/07
Mesaj Sayısı : 1545
Puanlar : 12078

MesajKonu: PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?   Cuma 28 Ara. 2007, 17:58

HZ. MUHAMMED VE HANIMLARI





Hz. Muhammed (SAV) baba ve koca olarak en mükemmel örnektir. O eşlerine karşı çok şefkatli ve müsamalıydı. O olmadan yaşayamaz, onsuz bir hayat düşünemezler, ondan ayrı kalamazlardı.

İkinci eşi Sevde Validemizi daha Mekkede iken nikahladı. Ancak bazı nedenlerden dolayı onu boşamak istedi. Kadın bunu duyunca çok üzüldü ve hemen ona koştu, yalvarırcasına: “Ey Allahın Rasulü! Senden dünyalık hiçbir şey istemiyorum. Ama ne olur beni eşin olmaktan mahrum etme. Ben ahirete de senin eişn olarak gitmek istiyorum. Başka hiçbir şey umursaman[1] dedi. Onun bu arzusu Peygamber tarafından kabul edildi ve Sevde hep ezvacı tahirattan biri olarak kaldı.

Bu onların gönlünde taht kuran Allah Resulünün (SAV) konumuydu. Eğer onlardan birini boşayacak olsa, o, kapısının eşiğinde kıyamete kadar beklerdi.

Bir keresinde mali durumu sonucunda Hz. Hafsa’dan bir rahatsızlık hissedince “İsterse onu serbest bırakayım” gibi tesir edecek bir ifade kullanmıştı da bu öneri onu dehşete düşürmeye yetmişti. Araya girenler onun ne güzel bir kadın olduğunu ısrarla anlatarak boşamamasını istedi. Hz. Peygamber boşamadığı gibi, ensadık arkadaşının kızını hep vefalı eşi olarak nikahında tuttu.

Allah Rasulünden ayrılık ölümden beter bir felaketti. Butün hanımları aynı şeyi hissederdi. İki Cihan serveri onların gönlünde taht kurmuş, onlarda iki cihan serveriyle bütünleşmişti. Onun mübarek, yumuşak ve tabi hayatını o kadar paylaşmışlardı ki, aralarından ayrılsa havasızlıktan ölürlerdi.

Onun ölümünden geriye büyük hasret ve hicran kaldı. Hz. Ebu Bekir ve Ömer her nezamn hanımlarını ziyaret etseler onları ağlarken buldular. Ağlamaları ömür boyu sürecekmiş gibiydi. Allah rasulü onlar üzerinde silinmez izler bırakmıştı. Onu unutamazlardı. Bir dönemde nikahında dokuz hanımı hemde ciddi bir problemle karşılaşmadan, her birisiyle eşit şekilde ilişki kurarak tutmuştu. O, nazik ve narin bir aile reisiydi. Hiçbir zaman sert ve kaba davranmadı. Koca olarak mükemmel bir şekilde bu görevini yerine getirmesi Onun Allahın Resulü olduğunu gösterir.

Vefatından birkaç gün önce “Kul Rabbiyle dünya arasında muhayyer bırakıldı. O, Rabbini seçti[2] dedi. Büyük fetanet insanı Ebu Bekir, ‘kul’ sözünü söyleyen aynı şahıs olduğunun farkına varınca ağlamaya başladı. Günden güne onun hastalığı şiddetlendi, şiddetli baş ağrıları onu acıyla kıvrandırmaya başladı. Bu zor dönemde bile hanımlarına karşı incelik ve nezaketini devam ettirdi. Hanımlarını tek tek Odalarında ziyaret edecek gücü kalmadığı zamanda odalarından birinde konaklamak için hanımlarından izin istedi. Bütün hanımları kabul etti ve Allahın Rasulü (SAV) ömrünün son günlerini hz.
Aişenin odasında geçirdi.


En zor şartlar altında bile hanımlarının haklarına riayet etti. Allah Rasulü böyle bir insandı!

Cömertliği ve nezaketinden dolayı hanımlarınnın her biri kendisini Allah Rasulünün en sevgilisi zannederdi. Bir kimsenin dokuz kadına eşit ve tam adaletle davranması fikri mümkün görünmediği için Allah Rasulü istemeyerek vuku bulacak kalbi temayüllerinden dolayı Allah’a istiğfarda bulunuyor ve şöyle dua ediyordu:

İstemeden birine daha fazla sevgi gösterebilirim, bu da haksızlık olur. Onun için ey Rabbim! Benim gücümü aşan şeylerden dolayı rahmetine sığınıdırm[3]”.

Bu ne incelik ve zerafet! Herhangi bir kimse bu inceliği gösterebilir mi? Kalbi temayüllerini kısmen saklasalar bunu zeka ve irade güçlerine bir alamet kabul ederler. Bazen zekalarını arzederken bilmeden hatalarını açığa vururlar. Hatası olmamasına rağmen Allah Rasulü Cenabı Hakktan bağışlanmasını istiyordu.

Onun inceliği hanımlarının ruhlarına o kadar derin sirayet etmiş ki, O’nun ayrılığı hiç bitmez bir hicran gibi gelmişti.İslam yasakladığı için intihar etmemişlerdi. Ama hayat onlar için nihayetsiz bir keder dinmez göz yaşı olmuştu.

Allah Rasulü bütün kadınlara kibar ve ince davranıyordu ve herkese de kadınlara karşı kibar davranılmasını tavsiye ediyordu. Onun inceliği Sa’d b. Ebi Vakkas tarafından şöyle rivayet ediliyor:

“Hz Ömer şöyle dedi: “Bir gün Allah Rasulünün huzuruna gittim ve onun tebessüm eder buldum. “Allah seni ebediyen güldürsün, ey Allahın Rasulü!” dedim ve niçin güldüğünü sordum. Yine tebessümle şu cevabı verdi: şu kadınların haline gülüyorum. Sen gelmeden benim önümde konuşuyorlardı. Sesini duyunca birden kayboldular. Bu cevabın üzerine sesimi yükselttim ve: “Ey kendi nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz da Allah Rasulünden korkmayıp onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz? dedim. “Sen katı kalpli ve sertsin’ diye cevap verdiler[4]”.

Hz. Ömerde kadınlara karşı inceydi. Ancak en güzel insan bile Hz. Yusuf’un güzelliğiyle kıyaslanınca çirkin görünür. Öylede Hz. Ömerin incelik ve zerafeti peygamber efendimizle kıyaslanınca sert ve katı görünür.

Kadınlar Allah Rasulünün yumuşaklık incelik ve nezaketini görmüşlerdi. Bundan dolayı Hz. Ömerin davranışlarını sert ve katı olarak değerlendiriyorlardı. Halbuki Ömer (r.a) Hilafet yükünü eksiksiz omuzlayarak Peygamberden sonra en büyük örneklerden biri olacaktı. O her davranışında adalet gözetiyor, doğruyu yanlıştan ayırmak için büyük çaba sarf ediyordu. O kendini halifelik makamına taşıyacak özelliklere sahipti.bu özelliklerden bazıları bize çok sert gelebilir, fakat ancak bu özelliklerden dolayı sorumluluk yükünü omuzlayabilirdi.

Allah Rasulü (SAV) bir arkadaş gibi hanımlarıyla meseleleri müzakere ederdi. O vahiy ile yönlendirildiği için hanımlarının fikirlerine ihtiyacı yoktu. Ama o ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu. O güne kadar olanın aksine Kadın islamda çok mualla bir yere oturtulacaktı. Allah Rasulü kendi hanımlarıyla olan ilişkisi vasıtasıyla bizlere öğretmeye başlıyordu.
<hr align=left width="33%" SIZE=1>

[1] Müslim Rada’ 47


[2] Buhari, Salta, 80


[3] Tirmizi, Nikah, 41/ Buharı, Adab, 68.


[4] Buhari, Şurut, 15





Devamı sonraki mesajda..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
merien
Bürokratlar
Bürokratlar
avatar

Nerelisiniz? : Matruşka
Kayıt tarihi : 12/10/07
Mesaj Sayısı : 1545
Puanlar : 12078

MesajKonu: Geri: PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?   Cuma 28 Ara. 2007, 17:59

Hanımlarıyla İstişaresi



İlk başta hudeybiye anlaşması Müslümanlara çok ağır gelmişti. Hiç mecalleri kalmamış gibiydiler. Anlaşmayı reddetip Mekkeye, girmek muhtemel sonuçlarıyla karşılaşmak istediler. Allah Rasulü kendisiyle birlikte olanlara kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretti. Ancak bazı sahabe kararsızdı. Kararının değişmesini beklediler. Muhammed (SAV) emrini bir kere daha tekrarladı. Fakat bu emir onların gönülsüzlüğünü değiştirmedi. Onlar Allah Resulüne karşı gelmiyorlardı fakat kararını değiştireceğini ümit ediyorlardı. Çünkü Kabeyi tavaf etmek üzere yola çıkmışlardı, yarı yoldan dönmek istemiyorlardı.

Sahabenin bu durumunu sezince İki Cihan Serveri hemen çadırına döndü ve hanımı Ümmü Selemenin fikrini sordu. Bu büyük kadın, Allah resulünün görüşüne katiyyen ihtiyacı olmadığının şuurunda, kendi görüşünü açıkladı. Allah Rasulü böyle yapmakla bize içtimai bir ders veriyordu. Böyle önemli meselelerde kadınlar ile görüş alış verişinde bulunmanın hiçbir yanlış yanı olmadığını öğrenmeliyiz.

O Allah Rasulüne şöyle dedi: “Ya Rasulullah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet ederler ve bu yüzden mahvolurlar. Fakat sen kurbanlarını kes ve ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca ister istemez sana itaat edeceklerdir[1].” Hemen eline bir bıçak alarak dışarı çıktı ve kendi kurbanlarını kesmeye başladılar. Sahabeler de kendi kurbanlarını kesmeye başladı. Artık verdiği karardan dönmeyeceğini herkes anlamıştı.

Her hayırlı iş gibi şura ve meşveretde ilk defa bizzat Allah Rasulü tarafından kendi hanesinde sonrada daha geniş toplumlar tarafından uygulandı. Biz hala onun hanımlarıyla ilişkisini anlamaktan uzak; içerdeki büyük hazinenin farkında olmadan bahçede dolaşıyoruz.

Kadın hakları savucunuları da dahil bir çok kimsenin aklında hala kadın ikinci dereceden bir varlıktır. Oysa bize göre kadın ancak kendisiyle diğer yarımın işe yaradığı bir bütünün yarısıdır. İki yarım birlişince biz gerçek insan birliğinin teşekkül edeceğine inanırız. Bu birlik teşekkül etmediği zaman ne insanlık ne Peygamberlik ne evliya ne de İslamiyet vardır.

Efendimiz nurlu beyanlarıyla kadınlara karşı lütufkar olmaya teşvik ediyordu. O şöyle buyurdu: “Müminlerin İman bakımından en mükemmeli ahlakı en güzel olandır. Ahlakı en güzel olanınız da kadınlarına en güzel davrananızdır.”[2]

Anlaşılıyor ki, kadınlık, insanlık tarihinde bir kere gerçek manada onurlandırılmıştır; o da Hz Muhammed (SAV) zamanında olmuştur.

Onun hanımlarından bir kaçı daha müreffeh bir hayat istemiş ve: “Diğer Müslümanlar gibi daha rahat yaşayamazmıyız? Hiç olmazsa günde bir kerecik olsun çorba içemezmiyiz? Daha güzel elbiseler alamazmıyız?” demişlerdi. İlk bakışta bu tür istekler masum ve haklı gelebilir. Fakat onlar kıyamete kadar gelecek İslam ailelerine örnek olacak bir ailenin fertleriydi.

Allah Rasulü (SAV) ziyaretlerine gitmemek ve evine çekilmekle onlara karşı tavır takındı. Hadise hemen duyulmuştu, herkes mescide koşup ağlamaya başladı. Sevgili Peygamberlerini kederlendiren en küçük bir hadise bile Müslümanları ağlatmaya yetmişti. Müslümanlar Allah Rasulüne o kadar yakındılar ki en küçük bir hadise bile onları huzursuz etmeye yetiyordu.
<hr align=left width="33%" SIZE=1>

[1]. Buhari, Şurut, 15


[2] Ebu Davud, Sünne, 15; Tirmizi Rada’, 11
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
merien
Bürokratlar
Bürokratlar
avatar

Nerelisiniz? : Matruşka
Kayıt tarihi : 12/10/07
Mesaj Sayısı : 1545
Puanlar : 12078

MesajKonu: Geri: PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?   Cuma 28 Ara. 2007, 17:59

Tahyir hadisesi (Allah Rasulünün eşlerine tanıdığı alternatif)

Allah Rasulünün hanımları onunla birlikte yaşama veya onu terketme mevzunda muhayyer bırakılmışlardı. Bu olay, tahyir hadisesi olarak adlandırıldığı gibi ila hadisesi olarakta adlandırılır. Hadise Kuranda şöyle anlatılır:

“Ey peygamber! Hanımlarına söyle: “Eğer dünya hayatı ve onun zinetini istiyorsanız, gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Eğer Allahı, Peygamberini ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır.” (Ahzab, 33: 28-29)

Peygamberin en yakın iki arkadaşı, Hz. Ebu Beki ve Hz. Ömer, kızları olayla doğrudan ilgili olduğu için olaya farklı yaklaştılar ve hemen mescide koştular.

Allah rasulünü görmek istediler, fakat Hz peygamber yanlarına çıkmadı. Ancak üçüncü taleplerinde kendilerine izin verilince kızlarını tartaklamaya başladılar. Allah Rasulü olanları seyrediyordu... ve sadece: “istediklerini veremem[1] diyordu.

Kuran onlara; “Ey peygamber hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz!” (ahzab 33:32) diyordu. Belki başkaları sadece kendilerine yüklenilen farzları yerine getirmekle kurtulabilirlerdi, ama bu dinin merkezinde bulunanlar kendilerini tamamen bu dine adamalılar ki merkezde zayıflık görülmesin. Peygamber hanımı olmanın bazı avantajları vardı, fakat bu avantajlar sorumluluk ve riskleri de beraberinde getirmekteydi. Allah rasulü onları ‘misal’ olarak hazırlıyordu. Allah Rasulü onların dünyaya dalıp salih amellerinin karşılığını dünyada tüketip de Ayetin hükmüne dahil olmalarından korkuyordu:

"Dünyadaki hayatınızda güzel olan her şeyinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz” (Ahkaf 46:20)

Peygamber hanesinde sıkıntılı bir hayat vardı. Bu sıkıntılı hayattan dolayı, açık veya kapalı, bazı küçük taleplede bulunmuşlardı. Fakat onların konumları diğerlerinkinden farklıydı, dünyaya dalmaları beklenemezdi.

Bazı büyükler bütün bir ömür gülmemiş ve hayatlarında karınlarını bir kez bile doyurmamışlardı. Bir örnek ömründe hiç gülmeyen Fudayl ibn Iyaz ... O ömründe bir kez gülmüştü... güldüğü zamanda insanlar hayretle sordular. O da: “Bu gün bana oğlum Alinin vefatı haberini verdiler. Allah seviyormuş diye sevindim, onun için tebessüm ettim” dedi[2]. Böyle bir kimsenin durumu bu olunca Allahtan çok korkan ve bütün Müslümanların anneleri olarak kabul edilen Allah Rasulünün hanımlarının durum çok farklı olacaktı. Dünya ve Ukbada Allah Rasulüyle birlikte olmak kolay değildi. Onun için de bu müstesna kadınlar bir imtihana tabi tutulacaklardı. Allah Rasulüde onları kendi fakir hanesiyle dünyanın debdebeleri arasında muhayyer bıraktı. Eğer dünyayı tercih edecek olurlarsa Allah Rasulü istediklerini verecek, fakat onları serbest bırakacaktı. Eğer Allah ve Rasülünü seçecek olurlarsa sahip oldukları dünyalıklarla yetinmek zorundaydılar. Zira, o hanenin hususiyetiydi bu. Çünkü bu aile müstesna bir aileydi, onun efradı da müstesna olmak zorundaydı. Aile reisinin seçildiği gibi eşleri ve çocukları da seçilmişti.

Allah Rasulü ilk defa Hz. Aişeyi çağırdı ve: “Seninle bir şey görüşmek istiyorum ama, karar vermeden önce anne ve babanla görüşsen iyi olur” dedikten sonra yukarıda zikrettiğimiz ayeti okudu. Onun cevabı tam sıddik bir babanın, sıddıka kızından beklenen bir cevaptı:

“Ey Allahın Rasulü! ana ve babamla bu mevzuda mı konuşacağım? Vallahi ben Allah ve Rasulünü tercih ediyorum” dedi.

Daha sonsarısını Aişe validemiz şöyle anlatıyor: “Allah Rasulü bütün hanımlarından aynı cevabı aldı. Hiç biri farklı bir görüşte bulunmadılar. Ben ne söyledi isem aynısını söylediler”[3]

Onların hepsi aynı şeyi söylediler... çünkü onlar adeta Allah Rasulüyle bütünleşmişlerdi. Farklı olamazlardı da.. eğer Alah Rasulü onlara hiç iftar etmeksizin bütün bir hayat oruç tutmalarını söyleseydi, bunu yapacaklardı, seve seve katlanacaklardı... ölünceye kadar hayatın sıkıntılarına katlandılarda...

Hanımları arasında lüks hayatı yaşamış olanlar vardı. Bunlardan biri Hz. Safiyyeydi... Kendisininde esir olarak alındığı Hayber savaşında, babasını ve kocasını kaybetmişti. Allah Rasulüne çok kızmış olmalıydı, fakat Onu görünce bütün duyguları değişti. Diğer kadınlarla aynı kaderi paylaştılar... paylaştılar çünkü Allah rasulünün sevgisi gönüllerine işlemişti. Safiyye yahudi kökendilydi... bir gün bu, yüzüne vurulunca çok üzülde ve üzüntüsünü dile getirerek bu durumu Allah Rasulüne aktardı. Efendimiz de onu şöyle söyleyerek teselli etti: “Bir daha sana böyle bir şey diyecek olurlarsa, sen de onlara şu cevabı ver: “Benim babam, Hz. Harun, amcam Hz. Musa, kocamda gördüğünüz gibi, Hz. Muhammed Mustafa’dır. Övünecek benden daha fazla neyiniz var?”[4].

Kuran Allah Rasulünün hanımlarının inananların anneleri olduğunu beyan eder (Ahzab, 33:6). Aradan 14 asır geçmesine rağmen hala Haticeye, Aişeye Ümmü Selemeye, Hafsa ve diğerlerine anne derken zevk duyarız. Bu duyguyu Allah rasulü yüzünden hissederiz. Bazıları gerçek annelerinden daha çok his duyarlar. Sonuç olarak, Allah rasulü mükemmel bir aile reisiydi. Bir çok kadını kolayca idare etmek, onların gönüllerinde taht kurmak, akıllarını ve ruhlarını eğitmekle birlikte, kendi ümmetiyle ilgili görevlerini ihmal etmediği gibi tavizde vermemiştir. Bu onun risaletinin açık bir delilidir. Bu tek delil olsaydı, onun peygamberliğini ispatlamak için yeterdi.
<hr align=left width="33%" SIZE=1>

[1] Müslim, Talak,34-35


[2] Ebu Nuaym, Hilye, 8.100.


[3] Müslim Talak, 35


[4] Tirmizi Menakıb, 64
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
merien
Bürokratlar
Bürokratlar
avatar

Nerelisiniz? : Matruşka
Kayıt tarihi : 12/10/07
Mesaj Sayısı : 1545
Puanlar : 12078

MesajKonu: Geri: PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?   Cuma 28 Ara. 2007, 18:08

Allah Rasulü ve Çocuklar

Allah Rasulü (SAV) hayatın her alanında mükemmel bir insandı. İnsanlar onu kendileriyle veya kendi dönemlerinin sözüm ona ‘büyük şahsiyetleriyle’ kıyaslamamalı. Araştırmacılar da hayatın her sahasında mükemmel bir insanı... ruhanilerin kendine müteşekkir olduğu insanı arıyor gibi onu araştırmalıdır. Eğer onlar Hz Muhammed’i arayacaklarsa Onu mutlaka kendi boyutunda aramalı. Bizim gibi doğru düzgün hayal kurmasını bile beceremeyen insanların ona ulaşması mümkün değil. Çünkü Allah özel nimeti olarak, ona her sahada üstünlük bahşetmiştir.

Allah Rasulü gerçekten insanlığın iftihar tablosudur. Bir iftihar tablosu olarak yaşadı ve gurub etti. İnsanlık onun gibi birisin görmedi ve göremeyecek... onu çağdaşları bile tam olarak anlayamadı. Onların çoğu onu anlayamazldı. Ama ümmeti içinde onu bilip saygı duyanlar her gün artmaktadır.

O müstesna bir aile reisi, mükemmel bir baba, eşi menendi olmayan bir dedeydi. O her yönüyle müstesna idi.

O çocuklarına fevkalade şefkatle muamale eder ve onların nazarlarını maaliyata çevirmeyi de ihmal etmezdi. Onlara ebessüm eder, onları okşar ve severdi, fakat asla uhrevi meseleleri ihmal etmelerinede izin vermezdi. Dünyevi meselelerde olabildiğince açık, Allahla aralarındaki münasebeti devam ettirme bakımından da gayet ciddi ve vakarlı... bir taraftan insanca yaşamayı gösterirken diğer taraftanda onların dini vazifelerini ihmal etmelerine izin vermezdi. O çürümelerine meydan vermeyecek ve onları sürekli uhrevi alame hazırlamak için çok dikkat edecekti. O sırat-ı müstakim üzereydi.. bu Onun ilahi ilhama mazhar fetanetinin bir başka yönünü teşkil ediyordu...

Müslim tarafından rivayet edilen bir hadiste Allah rasulünün hizmetçisi payesine ulaşmış ve bunu fasılasız kemal-i sadakatla devam ettiren Enes bin Malik diyor ki:

Aile fertlerine karşı, Hz. Muhammed (SAV)dan daha şefkatlisini görmedim[1]

Allah Rasulü o kadar merhametli, o kadar samimi ve içtendi ki kimse onunla kıyaslanamazdı.

Bu itiraf sadece bizim tarafımızdan yapılsa ehemmiyetsiz görülebilirdi. Fakat karıncayı bile incitmeyen milyonlarca refet ve şefkat insanı Onun bütün isnanlığı kucaklayacak kadar şefkatli olduğunu ilan ve itiraf ediyorlar.

O da her birimiz gibi insandı... fakat bütün insanlarla ilişki kursun diye Allah onun kalbinde derin bir şefkat vazetmişti.. onun için Allah Rasulü hem aile fertlerine hemde diğer insanlara karşı müstesna bir sevgiyle dopdoluydu.

Bütün çocukları ölmüştü. Kıpti asıllı Mariye validemizden olma, en son çocuğu İbrahim de uzun yaşamadı.Allah rasulü hayattayken onca işine rağmen bakıcının gözetiminde olan İbrahimi ziyaret eder, onu kucağına alır, öper ve okşar... sonrada evine dönerdi.[2] Vefat ettiği zamanda Allah Rasulü onu kucağına alıp bağrına basarak, gözleri yaşlı hüznünü ifade etmişti. Bazılar Allah Rasulünün bu haline şaşırınca O da şu cevabı vermişti: “Gözler yaşarır kalpler mahzun olur, fakat biz Allahın hoşnut olduğundan başka bir şey söylemeyiz diyerek dilini işaret etmiş ve: “Allah bizi bununla muaheze edecek[3]demişti. O insanların en merhametlisi, en şefkatlisi idi.

Torunları Hasan ve Hüseyni sırtına alıp dolaştırırdı. O seviyedeki bir insanın bunu yapması mümkünmüydü? Fakat o hiç tereddütsüz yapardı. Böyle yapmakla onların sonraları kazanacağı şerefi müjdeliyordu. Yine bir gün Hz. Hasan ve Hüseyin onun sırtındayken Hz. Ömer Peygamberin hanesine girdi. Onları böyle şerefli bir yerde görünce ‘Ne güzel bineğiniz var’ dedi. Ve hemen Allah Rasulü ekledi: “Onlar ne güzel süvariler![4]Onlar Allah Rasulünün kendilerini nasıl şereflendirdiğinin farkında olmayabilirler. Fakat, gelecekte onların kazanacağı mevki ile Ehli Beytin başı olarak Allah Rasul onları şereflendiriyordu. Evliyanın en müstesna şahsiyetleri onların soyundan gelecekti. Onun bu iltifatları sadece torunlarına has değildi... onun bütün soyu da bu iltifattan nasiplenecekti. Bundan dolayı Allah Rasulünün ehli beytinin müşhur bir ferdi Abdulkadir Geylani şöyle der: “Allah Rasulünün mübarek ayakları, benim omuzumda; benim ayağım da bütün evliyanın omuzundadır.” Bu ifade kıyamete kadar gelecek bütün evliya içindi.

Allah Rasulü çocuklarının yetişmesi hususunda da orta yolu takip etti. Bütün çocukları ve torunlarını çok sevip sevgisini onların kalbine yerleştirdiği gibi sevgisinin kötüye kullanılmasına asla müsde etmedi. Onun evlatları arasında kasden yanlış yapan yoktu ama hataen bir yanlış yapılmışsa, Allah Rasulünün muhafazası onları son andada olsa dalaletten korurdu. Bütün bunları onları sevgiyle kuşatarak ve vakar havası oluşturarak yaptı. Mesela bir defasında Hasan veya Hüseyin kendilerine sadaka olarak verilen hurmayı yemek istemişlerdi de Allah rasulü hemen koşara ellerinden alıp: “Bize sadaka olarak verilen hurma haramdır”[5] demişti. Harama karşı daha çocukluklarından itibaren onları duyarlı yetiştirmekle Allah Resulü terbiyeye dair önemli bir prensibi bize talim ediyordu.

Medineye her dönüşünde birkaç çocuğu bineğine alırdı. Bu durumlarda Allah Rasulü sadece kendi torunlarını kucağına almaz hanesnde ve hanesinin yakınlarında olan bütün çocukları da kucağına basardı. Bu engin şefkati sayesinde çocukların gönlünde taht kuruyordu.

O bütün çocukları severdi. Hasan ve Hüseyini sevdiği gibi torunu Üsameyi’de severdi. Çoğu zaman dışarı çıkarken Üsameyi omuzlarına alırdı. Hatta bazen nafile namazları kılarken bile onu omuzlarına alır, secdeye vardığında onu yere bırakır bitirdiği zamanda tekrar omuzlarına alırdı.[6]

Üsameye olan bu derin sevgisini, bir on yıl öncesine kadar kızlarını diri diri gömen topluma kız çocuklarına nasıl muamele yapılması gerektiğini öğretmek için gösteriyordu. Bu toplum içinde Allah Rasulünün torunlarına gösterdiği alaka, alışılmamış, o güne kadar kimsenin görmediği bir alakaydı.

İslama göre kız-erkek ayrımı yoktur. Bunu bizzat allah Rasulü göstermiştir. Nasıl olabilir ki? Onlardan biri Hz Muhammmed diğeri Hatice; biri Adem diğer Havva; biri Ali diğeri Fatıma. Her büyük erkeğin arkasında büyük bir kadın var.

Allah Rasulünün kızı Fatım ehli beytinin annesidir. O bizimde annemizdir. Allah Rasulü, kızı Fatıma yanına girince hemen kalkar elinden tutup kendi oturduğu yere oturtur... kendisinin ve ailesinin sıhhatini sorar, onu okşar ve iltifat ederdi.

Hz Fatımayı kendi canı gibi severdi... kendisine olan bu sevgisini bilen Fatıma da O’nu kendi canından çok severdi. Onun en büyük görevi kıyamete kadar gelecek evliya ve asfiyaya nüvelik etmekti. Babasını ve Onun islama çağrı metodunu göstermekti. Onun için vefatını haber verdiğinde ağlayıp inlemiş, ilk vefat edip kendisine kavuşacak olanında o olduğunu söyleyince de çok sevinmişti.[7] O babasını babası da onu sevdi.. Allah Rasülü Fatımayı severken bile tamamen ölçülüydü ve onu insan ruhunun yükselmesi gereken alemlere göre yetiştirmişti.

Allah Rasulü kızı fatımayı eğittiği gibi aile efradı ile Sahabesini de öbür dünyaya hazır olacak şekilde eğitmişti. İnsan ebed için yaratılmıştır. Onları ancak ebediyet ve Ebedi Zat tatmin eder. Onun için insan bilerek veya bilmeyerek Onu isteyip arzular. Bütün dinlerin ve bütün peygamberlerin mesajların özü öbür dünyayla ilgilidir. Bunun için Allah rasulü onları ebedi huzur ve saadete hazırlarken, Kendisinin huzurunda tadacakları bu huzur ve saadetin örneklerini veriyordu. Fatıma bir defasında Allah Rasulünün huzuruna boynunda bir gerdanlıkla gelmişti (diğer bir rivayete göre bilezikle gelmişti) de Allah Rasulü: “İstermisin ki halk –dünyanın ve semanin sakinleri- Peygamberin kızı elinde cehennemden bir zincir taşıyor (takıyor) desin?”
<hr align=left width="33%" SIZE=1>

[1] Müslim, Fadail, 63


[2] Müslim, Fadail, 62


[3] Buhari, Cenaiz, 44, Müslim Fadail, 62; İbn Mace, Cenaiz,53


[4] Hindi, Kenzul-Ummal, 13.650


[5] İbn Hanbel, 2. 279; Müslim Zekat, 161


[6] Buhari Adab 18; İbn Sa’d Tabagat, 8, 39


[7] Müslim, Fadail 98-99; Buhari Menakıb, 25
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
merien
Bürokratlar
Bürokratlar
avatar

Nerelisiniz? : Matruşka
Kayıt tarihi : 12/10/07
Mesaj Sayısı : 1545
Puanlar : 12078

MesajKonu: Geri: PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?   Cuma 28 Ara. 2007, 18:08

Onları sevdi ve nazarlarını ahirete, diğer dünyaya ve ebedi güzelliklere... Allah’a çevirdi. Onun bu sözleri Hz. Fatımay yetmişti. Zira bu söz onun gönlünde taht kuran ve bütün hücrelerine kadar işleyen insandan geliyordu. Onun için Hz. Fatıma diyor ki:

Hemen gerdanlığı sattımbir köle satın alıp hürriyetine kavuşturdum ve doğruca Allah Rasulüne gittim. Yaptıklarımı kendisine anlatınca sevindi ve ellerini açarak Allaha şükretti: Bütün hamd (kızım) fatımayı cehennemden koruyan Allaha dır[1].

Elbette, Hz Fatıma gerdanlık takdığı için günahkar olmamıştı ama Allah Rasulü onu mukarrabin (Allaha yakın olanlar) dairesinde tutmak istiyordu. Efendimizin ikazı takva (Allah korkusu) ve kurb (Allaha yakınlık) içindi. Bu dünyaya karşı alakasızlık, bir yönüyle kıyamete kadar Müslüman ümmetini temsil edecek Ehli beyt analarının titizlik ve hassasiyetine uyan bir örnekti. Hazan Hüseyin ve Zeyne’l-Abidin gibi abid kimselerin annesi olmak kolay bir görev değildi. Allah Rasulü önce onu Ehli beytin annesi sonrada Abdulkadir Geylani, Muhammed Bahuddin el-Nakşibendi, Ahmed Rıfai, Ahmed Bedevi, Şazeli ve daha nicelerine anne olacak şekilde hazırlıyordu. Sanki ona: “Kızım sen öyle biriyle evlenip gelin gideceksin ki o evden nice altın halkalar çıkacak. Boynundaki altın halkayı bırakta Nakşibendi, Rıfai, Şazeli ve daha nicelerinin ruhunda ortaya çıkacak evliylar halkasının annesi olmaya bak. Çünkü boynunda altın halkayla böyle büyük kimselerin annesi olmak kolay değil”. Bunun için Allah Rasulü bu hususlarda kendi hanesine karşı daha sertti. O yüzünü öbür dünyaya dönerek onlara doğru yolu hatırlatıyor, adete dünyaya bütün pencerelerini kapatıyor ve Size gerek olan Allahtır diyordu.

Bütün ömürleri öbür dünyaya çevrili bir hayat yaşayacaklardı. Bunun içinde Allah Rasulü, sevgisinin gereği olarak, en çok sevdiklerini dünyevi pisliklerden temizliyor, dünyevi tozun-toprağın eteklerine bulaşmasına izin vermiyordu. Nazarlarını ulvi alemlere çeviriyor, kendisiyle birlikte olmak için onları hazırlıyordu.

Kişi sevdiğiyle beraberdir. Hz Muhammed (SAV) ı seviyorsanız onun yolunda olacaksınız, onun yolunda olanlar ötede onunla beraber olacaklardır. Ailesini ve Ashabını bu beraberliğe hazırlamak için Allah rasulü onları sevip bağrına basarken bu sevgisinide yerinde kullanıyordu.

Buharı ve Müslim onun sisteminin diğer bir kesitini anlatıyor: Hz Ali tarafından anlatılan rivayette şöyle diyor:

“evimizde hiç hizmetçimiz yoktu. Evin bütün işlerini bizzat Fatıma kendisi yapıyordu. Küçücük bir evde oturuyorduk. Fatıma ocağı yakar ve yemek pişirmek için uğraşırdı. Çoğu zaman ateşi alevlendirmek için üflerken, elbisesini yakardı. Dahası ekmeğimizi pişirir ve eve su taşırdı. Değirmen taşı çevirmekten eli; su taşımaktanda omzu nasır bağlamıştı. Bu arada Medineye savaş esirleri getirildi. Allah Rasulü bu esirleri müracaat edenlere veriyordu. Fatımaya babasından bir hizmetçi almasını söyledim. O da gidip istedi.

Fatıma anlatmaya devam eder:

Babama gittim fakat evde yoktu. Hz. Aişe “geldiğinde ben haber veririm” dedi ve bende eve döndüm. Daha yatağa yeni girmiştik ki Allah Rasulü içeri girdi. Biz doğrulmak istedik fakat o buna müsaade etmedi ve gelerek aramıza oturdu. Ayaklarının soğukluğunu vücudumda hissediyordum. Ne istediğimizi sordu bende durumu izah ettim. Allah Rasulü uhrevileşmiş bir vaziyette: Ey Fatıma! Allahtan kork ve Ona karşı vazifende kusur etme! (Allahın farzlarını yerine getir ve kocana itaat et) Sana başka bir şey daha söyleyeyim: Yatağa gitmek istediğin zaman otuz üç defa Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber de. Bu senin için hizmetçi almandan daha hayırlıdır.”[2]

Allah Rasulü şunu kastetmiştir: “Ben senin yüzünü diğer aleme çeviriyorum, bana ulaşmak ve benimle beraber olman için iki yol var: kulluk şuuru içinde Rabbine karşı vazifeni yerine getirmen ve kocana karşı olan sorumluluklarını yerine getirmen. Eğer bir hizmetçi sorumluluklarını yüklenirse bu vazifeni eksik yapmana sebep olabilir. Zülcenaheyn olman lazım ki yükseklere ulaşasın Nasıl bir erkek veya kadın Allahın Mükemmel kulu olabilir? Nasıl bir şahıs mükemmel bir insan olabilir ve mükellefiyetlerini yerine getirir? Senin vazifen bunların cevaplarını bulmandır.

İlk önce Allahın müstesna bir kulu ol. Kendi neslinden gelecek bütün evliyayı temsil eden büyük insan Aliye karşı görevini yerine getir ki, bütün mükemmel eşyanın ve mükemmel insanların toplandığı yer, Cennette benimle birlikte olasın.

Bu arada istidradi olarak Hz. Ali hakkında bir şeyi anlatmadan geçemeyeceğim.Allah rasulü ona, kızını hiçbir tereddüt etmeden vermişti. Çünkü Hz Fatıma gibi bir Peygamber kızına koca ve Peygambere damat olmayı hak ediyordu. Zira o şah-ı evliya idi ve bu tabiatta yaratılmıştı. Bir gün Allah Rasulü ona şöyle demişti:

“ey Ali! Her peygamberin nesli kendinden devam etmiştir, fakat benim neslim seninkinden devam edecek”[3]

Ali peygamber neslinin, torunlarının... ismen zikretmek gerekirse Allah rasulünün Al-i beytinin babasıdır. Bunun için Aliye itaat etmek Peygambere itaat etmektir... Peygambere itaat ise Allaha itaattir. Onun için Aliyi seven Peygamberide sevmeli ve sünnetine uymalı.....


[1] Nesai Zina, 39


[2] Buharı Fadaillü’l-Ashab, 9; Müslim Zikr, 80-81


[3] Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, 4. Lema.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
PEYGAMBERİMİZ'İN KAÇ EŞİ VARDI? NİÇİN?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kur'an'ı Kerim'de geçen resuller ve geçtiği ayetler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ÖĞRETMENLİK ve ARADIKLARI HERŞEY :: DİN KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ HERŞEY :: SORU VE CEVAPLARLA DİNİMİZ-
Buraya geçin: